Yazılar

Uludereli kaçakçılara 8 bin TL ceza !

Uludere’de 4 köylüye kaçkçılık yaptıkları için Pasaport Kanunu’a muhalefetten 8 bin TL ceza verildi.
Şırnak Uludere’de 1 yıl önce savaş uçaklarının bombalarıyla yaşamını yitiren 34 kişinin yaşadığı Roboski’de bu kez de kaçakçılık cezaları tartışılıyor.

Roboskili 4 köylüye, sınır ihlali nedeniyle Pasaport Kanunu’na muhalefetten 8 bin TL ceza verildi.

Olaydan sağ kurtulan Servet Encü’nün de aralarında bulunduğu 4 köylü, cezayı ödeyecek güçte olmadıklarını belirterek,

“Başka gelirimiz yok, ya cezaevine atsınlar ya da bize iş imkanı yaratsınlar” dedi.

O ASKER ULUDERELİ ANNENİ KUCAĞINDA VEFAT ETTİ

Önceki gün 10 askerin şehit olduğu kazaya koşan Uludereliler, Türkiye’nin 70 milyon tek yürek olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Emine Ürek, 8 ay önce büyük bir acı yaşadı. 16 yaşındaki evladı F-16’lar tarafından terörist zannedilerek vuruldu.

ASKERİN YARDIMINA İLK KOŞANLARDANDI

Veysel’inin acısı bir an yüreğinden çıkmayan Ürek, önceki gün Şırnak Uludere’de devrilen askerî araca yardım için ilk koşanlar arasındaydı. Yalınayak, askerleri kurtarmaya giden acılı annenin çabası Türkiye kardeşliğinin simgesi oldu. Kucağında son nefesini veren asker için gözyaşı döken Emine Ürek, şöyle konuştu: “Türk, Kürt, Laz, Çerkes fark etmez, biz birlik ve beraberlikten yanayız. Ben anayım, 16 yaşında kaybettiğim oğluma da ağlıyorum, dizlerimde can veren askere de. Onun kurtulması için çok dua ettim ama maalesef vefat etti.”

Askerî aracın devrildiğini eşinden öğrendiğini anlatan Emine Ürek, kazanın meydana geldiği yerin kendilerine bir kilometre mesafede olduğunu söylüyor. Askerlerin imdadına koştuğu sırada gözünün hiçbir şeyi görmediğini belirten acılı anne, evden kaza bölgesine gidip bütün yaralı ve şehitleri dere yatağından çıkardıktan sonra ayakkabısının olmadığını fark ettiğini kaydediyor.

O sırada aklında askerlerin eşleri ve annelerinin olduğunu aktaran Ürek, “Evladımı kaybettim, bari başka annelerin ciğeri yanmasın. Hâlâ kucağımda ölen asker için ağlıyorum. Biz de insanız, yüreğimiz dayanmıyor. Biz birlikten beraberlikten yanayız. Sadece kötüler ortaya çıksın istiyoruz.” diye konuşuyor.

Minibüsün uçtuğu dere yatağından yaralı olarak çıkardıkları bir askerin ‘Geçen yıl annemi kaybettim, ona kavuşacağım. Beni bir teyzenin yanına götürün’ ifadeleri üzerine askerin başını dizine koyduğunu ve teselli etmeye çalıştığını anlatan anne Ürek yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Onun elinden tuttum, gözlerime baktı. Elimi sıktı, ‘Anne ölmek istemiyorum.’ dedi. Ben o sırada onun gözlerine bakıyordum ama sanki oğlumu görüyordum. Ona dua ettim ve ‘Sen de dua et.’ dedim. Askerin de bir oğlu varmış. O da ‘Allah beni oğluma bağışlasın.’ dedi. Sürekli konuşturmaya çalıştım. Köyden gelen akrabalarımın sivil aracına bindirdik. Arabada başını dizime koydu. Alaydaki revire kadar elimi bırakmadı. O an ölüp ölüp diriliyordum. Allah’a dua ediyordum yaşasın diye. Revirde askerler hemen müdahale etti; ama maalesef vefat etti. Biz tekrar olay yerine geldik, diğer yaralılarla ilgilenmeye devam ettik.”

DİNİMİZ “ALLAH’IN VERDİĞİ CANI ALMAYIN” DİYOR

Dünyanın neresinde olursa olsun yaralı bir insanın yardımına koşulması gerektiğini söyleyen Emine Ürek, bir anne olarak insanlık görevini yerine getirdiğini vurguluyor. Ürek, “Bütün değerlerimiz, dinimiz bize yaralıya yardım edin diyor, Allah’ın verdiği canı almayın diyor. Ben üzerime düşeni yaptım. Batıda yaşayan bir anne de aynı şeyi yapardı. Bundan eminim. Ben insanlık adına yaptım.” ifadelerini kullanıyor.

Uludere’de oğlunun da aralarında bulunduğu 34 kişinin uçaklardan yağdırılan bombalarla öldürüldüğünü hatırlatan anne Ürek, bu olaya üzülenler olduğu kadar sevinenler de olduğuna inandığını söylüyor. Anne Ürek, “Ama ne olursa olsun biz kardeşiz. Türk, Kürt, Laz, Çerkes fark etmez, biz birlik ve beraberlikten yanayız.” diyor ve yaralı askerlerin, şehit olanların son hallerinin gözünün önünden bir türlü gitmediğini dile getiriyor.

Şehitlerin annelerine başsağlığı dileklerini gönderen Emine Ürek, Türkiye’de birlik, beraberlik, huzur ve kardeşliğin daha da pekişmesi için oğlunun ölümüne neden olanların yargı önüne çıkarılması gerektiğini anlatıyor.

Koyunlarını sağmaya giderken kazaya denk geldiğini anlatan Emine Ürek’in eltisi Sabuha Ürek de, o an bütün işlerini bırakarak askerlerin yardımına koştuğunu söylüyor. Yaralı askerleri taşırken Uşaklı olduğunu öğrendiği bir askerin sürekli dua ettiğini anlatan Ürek o günü şu sözlerle anlatıyor: “Yaralı asker sürekli dua ediyordu. Kelime-i şehadet getiriyordu. Askerlerin o hali yüreğimi yaktı, dünden beri gözüme uyku girmedi. O askerin öldüğünü öğrendim, yıkıldım. Son halini ve söylediği şehadeti unutamıyorum. Sürekli anne ve bacılarını düşündü. Benim nişanlı yeğenim 34 kişiyle birlikte bombalandı, öldürüldü. Ölümün acısını çok iyi biliyorum. Allah ailelerine sabır versin.”

ULUDERELİ ENCÜ’DEN KARDEŞLİK MESAJI!

Türkiye kazanın vehametini ‘Uludere’ olayında 10 akrabasını kaybeden Ferhat Encü’den öğrendi.

Antep’teki Patlamanın İzleri Ortaya Çıktı
Encü, feci haberin ardından olay yerine ilk ulaşanlardandı. Bir yandan askerleri kurtarmak için çabalarken diğer yandan da çektiği fotoğrafları twitterden paylaştı. Encü bir de not düştü: “Yaralı askerleri Roboski halkı hastanelere taşıyor. Bu ülkede ölümler olmasın diye mücadele ediyoruz. Biz insanlığımızı kaybetmedik, kaybedenler utansın.”

AYNI ACIYI YAŞADIK
Encü, Akşam gazetesine yaptığı açıklamada da barış ve kardeşlik mesajı verdi:

Bayramı yas havasıyla geçirdik. 28 Aralık’taki saldırının olduğu yerde çadır nöbeti tutuyorduk. Bu sabah da çadır nöbetideyken saat 10:15 bir haber geldi. Askeri aracın savrulduğunu söylediler. Olay yerine iki dakika mesafedeydik. Korkunç bir manzara vardı. Yaralı, ölü askerler vardı. Olaya sıcağı sıcağına müdahale ettik. Yetkilileri aramaya çalıştık. Kimsenin haberi yoktu. Ambulansa haber verdim. Yaralı askerleri kendi arabalarımızla taşıdık. Olay sonrası bütün köylüler oraya akın etti. Herkes seferber oldu. Çocuğunu kaybeden anneler, askerler için gözyaşı döktü.

Biz 28 Aralık’tan beri huzurun, barışın olmasını istedik. Bize değer biçtiler, tazminat vermeye çalıştılar. Biz yine insanlığımızı kaybetmedik. Her zaman adalet bekledik. Olay yaşandığı sırada o askerler görevden geliyorlardı. Biz kesinlikle siyasi bir amaç için bunu yapmadık. İnsanlık namına yaptık. O çocuklar da bir annenin evlatları. Nasıl katırlarla kendi yakınlarımızı taşırken acı çekiyorsak bugün de askerleri taşırken o acıyı yaşadık.

Sosyal medyada yapılan yorumlarda, “Ordu akrabalarını öldürdü. Onlar askere yardımı koştu” yorumlarına tepki ise Ortasu Muhtarı Haşim Encü’den geldi.

Bombardımanda ölen köylülerden 8’ine akraba olan Encü, “Niye ilginç bulmuşlar ki! Bu asker de bu vatanın evladıdır, biz de… Bizim 34 insanımızın ölmesiyle bu askerlerin yaralanmasının ne ilgisi var? Ne yapacaktık? Elimizi kolumuzu bağlayıp oturacak mıydık? İlginç bir şey değil insani bir görevdir” diye konuştu. Encü kazada ölen korucu Mehdi Tosun’un da bombardımanda ölen köylülerden biriyle akraba olduğunu söyledi.

ŞIRNAK’TA 9 ASKER ŞEHİT OLDU

Şırnak Valisi Özkan: Uludere Gülyazı köyü yakınlarında Şarampole yuvarlanan araçta 1’i korucu ve 9 asker şehit oldu.
Şırnak’ın Uludere İlçesi’ne bağlı Gülyazı köyünde üs bölgesinden alaya dönen askerleri taşıyan sivil plakalı bir minibüsün şarampole yuvarlanması sonucu ilk belirlemelere göre 9 asker ile 1 korucu şehit oldu, 5 asker ise yaralandı.

DTK Eş Başkanı Ahmet Türk’ün Gülyazı’ya gerçekleştireceği ziyaret için yolda bekleyen köylüler, kazayı görünce askerlerin yardımına koştu. Yaralıları araçtan çıkaran köylüler, özel araçlarla hastanelere kaldırdı.

Bölgeye çok sayıda ambulans sevk edildi.

,

Heronlar 300 PKK’lıyı Nasıl Görmedi?

İşte Dağlıca’da verilen 8 şehidin ardından herkesin cevabını beklediği o can alıcı soru!

 
Uludere‘de 40 kişiyi gören Heronlar Dağlıca‘da 300 kişilik PKK‘lı grubu nasıl görmedi? İşte herkesin cevabını beklediği o can alıcı soru.

Dağlıca‘da 8 askerin şehit olduğu çatışma sonrası gözler yine insansız hava araçlarına çevirdi.

Bölgeden gelen bilgilere ve saldırının büyüklüğü düşünüldüğünde saldırıyı 200-300 kişilik bir PKK‘lı grubu gerçekleştirdi. Bu kadar büyük bir grubun ağır silahlarla Kuzey Irak’tan geçip saldırıyı gerçekleştirmesi ortada bir güvenlik zaafiyetinin olduğunu ortaya koyuyor.

Saldırı sonrası akıllara gelen bu soru CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nun da gündemindeydi.

Kılıçdaroğlu bu soruyu ve benzerlerini şöyle yöneltti:

“20 yaşında şehit olan askerlerimiz dolayısıyla bizim sorumluluğumuz yok mu? Bu soruyu kendimize sormayacak mıyız? Oturup düşünmemiz gerekiyor. Neden bu olaylar oluyor? Bütün yurttaşlarımı düşünmeye davet ediyorum. Bu olaylar devam ettikçe siyaset kurumu acaba ne yapıyor? Bu, hepimizin, üzerinde dikkatle duracağı bir konudur. Uludere‘yi hatırlayın. İnsansız hava araçlarının tespit ettiklerini bombaladılar. Bir de Dağlıca… Ağır silahlarla geliyorlar, hazırlık yapıyorlar, etrafı sarıyorlar, ateş ediyorlar ve 8 asker şehit oluyor. Ellerini, kollarını sallayıp gidiyorlar. Biz sormayacak mıyız, ‘Senin insansız hava araçların ne oldu?’ diye. Sana istihbarat verilmedi mi?” dedi.

‘Hükümet İsterse PKK ile…”

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalar.

 BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, dün, TRT 1’de yayınlanan “Politik Açılım” programında, gazeteciler Derya Sazak, Fehmi Koru ve Prof. Mustafa Erdoğan‘ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Demirtaş, hükümetle bir diyalog ve müzakere zemini bulunmadığını belirterek, istenmesi halinde silah bırakılması konsunda PKK ile görüşebileceklerini söyledi. Demirtaş, Uludere olayında Başbakan Erdoğan’ın, “Sivilleri öldürün” diyeceğini düşünmediğini, ancak sorumluluktan kaçması nedeniyle eleştirdiklerini söyledi.

Demirtaş’ın açıklamaları özetle şöyle:

“BARIŞ DİLİ OLMALI”

“Biz kendi bakış açımızda, çerçevemizde hiçbir zaman müzakere, diyaloğa kapalı olmadık; tam tersine bütün şiddet yol ve yöntemleri bizim açımızdan kapalıydı. Biz çözüm ararken, diyalog ve müzakere zeminini güçlendirmek istiyorsak, herkesin kullanması gereken dil empati dili, barış dili olmalıdır. Son 10 yılda AKP dönemine baktığımızda, istihbarat örgütleri, başka provakasyonlar olmuşsa bile sonrasında hükümetin krizi yönetme, sorunları çözme ye yaklaşım şekliyle ele aldığınızda ortada bir başarısızlık var. Varsa bir provakasyon, hükümet provakasyonlara teslim olmuştur. Silvan’da böyledir, Uludere de böyledir.

“KANUNA AYKIRI”

Irak topraklarında vurulan PKK‘lı grup olsa o, Türkiye‘ye doğru giriş yapıyor olsa, o grubun sorgusuz sualsiz savaş uçakları ile imha edilmesi, suçtur, kanuna aykırıdır. Hepsi silahlı da olsa, teslim olmaya mı geliyor, kaçmaya mı geliyor, eylem yapmaya mı geliyor, kimdir, nedir bilmeden, iç güvenlik mevzuatına göre ‘teslim ol’ çağrısı yapmadan, silahlı mukavamet göstermeden vuramazsın. Orada ne olursa olsun bir suç vardır. Ben Başbakan’ın ve hiçbir siyasi liderin böylesi bir durumda sivilleri bombalayıp öldürme emrini doğrudan vereceğini, bile bile vereceğini asla düşünmüyorum. Fakat hukuki olarak da, siyasi olarak da sorumluluk hükümettedir. Bizim tahminimiz, aldığımız gayri resmi bilgiler bu şekildedir. Bir grup geçiş yapıyor, aralarında siviller de olabilir, dolayısıyla bu bir risktir, bu riski alalım mı, almayalım mı şeklinde sorulmuştur. Siyasi iktidar sayın Başbakan mıdır, Bakan mıdır, bilemiyorum. Orada sivillerin öldürülmesi riskini hükümet almıştır, bile bile almıştır.

PKK‘YA İLETELİM”

Biz hükümetle yaptığımız bir görüşmede, yakın zaman için söylemiyorum, geçmişte yaptığımız bir görüşmede, rol olmak istediğimizi belirttik. Bir defa düşüncelerini ifade ettiler. Bu düşünceler, talepler, doğrudan bizi ilgilendiren, bizim gerçekleştirebileceğimiz şeyler değildi. Biz şunu teklif ettik; ‘Bu söylediklerinizi sizin adınıza PKK‘ya iletmemizi ve tartışmamızı ister misiniz?’ Bize ‘hayır’ dendi. Bu durumda ne yapabiliriz? Ortaya koyduğunuz talepler, silahla ilgili, eylemlerle ilgili talepler. BDP‘nin gücünün yettiği veya BDP‘nin koordinasyonunda, ögrgütlenmesinde, desteklenmesinde rol aldığı eylemler değil. MİT Müsteşarı’nın başına ne geldi gördünüz. Hükümetin desteği ve onayı ile gerçekleşen bir diyalog sürecinde heyet resmen kurtlar sofrasına atılmak istendi. Bir yasa maddesi ile durum kotarılmaya çalışıldı. Başbakana da uzanabilirdi, riskli bir süreçti. Nasıl katkı sunabilirsek silahların susması konusunda, doğrudan ve dolaylı, üzerimize nasıl bir rol düşüyorsa biz bu rolü oynarız.

“O GÖREVİ OYNARIZ”

(Hükümet isterse PKK ile ateşkes ya da silahların bütünü ile susturulması için görüşebiliriz mi demek istiyorsunuz? sorusu üzerine) Taraflar bu konuda BDP‘ye rol biçiyorlarsa biz memnuniyetle bu görevi oynarız. Rol biçmiyorlarsa da zaten bu konuda çaba sarfediyoruz. Hızlı bir şekilde sonuç alması için çatışan tarafların bu konuda irade beyanı bence çok çok önemlidir.

“CHP TARİHİNDE İLK”

Hükümet de çağrı yapsa, BDP de çağrı yapsa, çağrılar, temenniler karşılık bulmuyor. O nedenle CHP’nin bizim de önemsediğimiz, zaman zaman benzer mekanizmaları önerdiğimiz yöntemle devreye girmiş olmasını değerli buluyoruz. CHP parti tarihinde ilk defa bu meseleye bu kadar somut bir giriş yapmış oluyor. Takrir-i Sükun yasalarından, İstiklal Mahkemeleri’nden buraya gelmiş bir CHP’nin girişimini önemsememek doğru olmaz, önemsiyoruz. Parlamento içinde bu konulara çözüm arayacak bir Uzlaşma Komisyonu kurulması, dışarda akil adamların bir araya gelip bu komisyonlar eşgüdüm halinde birbirini karşılıklı destekleyecek bir pozisyonda çalışması, bütün bunlar bence başlangıç noktasında tartışılabilir. Kılıçdaroğlu önce siyasi parti liderleri ile görüşecek, ondan sonra ortaya çıkacak tabloya göre biz de siyasi parti genel başkanları ile görüşebiliriz

“Hiçbir Gerekçe Başbakan’ı Kurtaramaz”

 

Gültan Kışanak, Uludere’de hiçbir gerekçenin Başbakan’ı kurtaramayacağını ve bunun hesabını vereceğini söyledi.

 

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Eşbaşkanı Gültan Kışanak, Uludere‘de hiçbir gerekçenin Başbakan’ı kurtaramayacağını ve bunun hesabını vereceğini söyledi.

Partisinin Meclis Grup toplantısında konuşanKışanak, Kan Film Festivali’nde ödül alan filmi tebrik etti. Kanayan dil yaralarının hala kanamaya devam ettiğini ve bunun Türkiye‘nin alnındaki kara leke olduğunu belirten Kışanak, bu kara lekenin biran önce kaldırılması gerektiğini vurguladı. Tüm anadillere saygı gösterilmesini isteyen Kışanak, 14 kişinin resmi kayıtlara göre polisin kullandığı gaz bombası nedeniyle öldüğünü ileri sürdü.

Bunların bir cinayet olduğunu ve yargıda şimdiye kadar bir sonuç alınamadığını ifade eden Kışanak, Ak Parti‘ninin Türkiye tarihinin gelmiş geçmiş en iki yüzlü, en sahte, en kalleş iktidarı olduğunu iddia etti. 10 yıldır Ak Parti iktidarının kutsal devlet anlayışı ile hareket ettiğini dile getiren Kışanak, bu sistemde insanların bir kıymetinin olmadığını ileri sürdü.

Devletin iktidar, bürokrasi, Meclis, yargı ve ordu olduğunu dile getiren Kışanak, bunların hepsinin halka zulüm ettiğini ileri sürdü. Yargının, yürütmenin, bürokrasinin Ak Parti‘nin emriyle çalıştığını iddia eden Kışanak, devletin bütün kurumlarının Başbakan ve Tayyip Erdoğan’ın otoriter, ırkçı anlayışı içinde çalıştığını ve bu anlamda meşruiyetini yitirmiş bir devlet olduğunu söyledi.

Hitler’in ruhunun Ak Parti iktidarında yaşadığını savunan Kışanak, Uludere‘de ‘devlet hesap vermez’ zihniyetiyle hareket edildiğini ifade etti. Başbakan’ın sabahtan akşama kadar duyduğu lafları söylediğini belirten Kışanak, “Katil kim, emri kim verdi. 5 aydır devlet kapatmak için uğraşıyor. Bunun hesabını sorarız.” dedi.

Başbakanın fazlaca edebiyat yapmamasını isteyen Kışanak, 53 kişinin Ak Parti iktidarı döneminde demokratik gösteri hakkını kullandı diye Başbakan’ın emriyle polisin katlettiğini iddia etti. Katillerin Başbakan’ın kolunun kanadının altında olduğunu ileri sürün Kışanak, 265 sivil vatandaşın katledildiğini savundu. Kışanak, rakamların insan haklarının rakamları olduğunu ifade etti.

Başbakanın saltanat sürdüğünü ve kimsenin acıları üzerinden siyaset yapmamasını isteyen Kışanak, Uludere olayının arkasında bizzat Başbakan’ın olduğunu gösterdiğini iddia etti.

Başbakanın ‘Ölü sevici’ ifadesini de ağır bir dille eleştiren Kışanak, “Bu kavram bir sapkınlıktır, seviyesiz bir siyaset yapıyor bu Başbakan. 34 insana da en büyük hakarettir. Ölü bedenlere yapılmış bir hakaret ve tecavüzdür. Bu ne terbiyesizlik, bu ne utanmazlık, aile terbiyesi de mi görmedin?” şeklinde konuştu.

Başbakanın ifadelerini eksiksiz tamanını kendisine iade ettiğini dile getiren Kışanak, Uludere‘de hiçbir gerekçenin Başbakanı kurtaramayacağını ve bunun hesabını vereceğini söyledi. “Sen derman değilsin ki sen belanı arıyorsun.” diyen Kışanak, çözüm konusunda onlarca çözüm olduğunu ifade etti.

Yapılanlar karşısında yüreği öfke dolduğu için bedenini ateşe veren ancak yanı başındaki suya atlamayan gençlerin olduğunu dile getiren Kışanak, Uludere konuşulduğu tartışıldığı için Başbakan’ın rahatsız olduğunu belirterek konuşanların susturulmak istendiğini savundu. Basında birkaç namuslu kalem olduğunu ve onlara ‘tasma’ ifadesini kullandığını ifade eden Kışanak, Başbakan’ın konuşmasıyla herkesi susturmak istediğini, ancak kendilerinin susmadıklarını bundan sonra da susmayacaklarını vurguladı. Sezai Karakoç‘un şiirini okuyan Kışanak, “Bir adet bakan çıkıp figüran diyor.” ifadelerini kullandı.

Bakanı Yılmaz’dan TSK’ya Açık Destek

Bakanı Yılmaz’dan TSK’ya Açık Destek

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Uludere olayını değerlendirirken TSK’ya açık destek verdi.

Haber: Bakanı Yılmaz'dan TSK'ya Açık Destek

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Uludereolayını değerlendirirken hukuk devleti ilkesinin, herkesin yargı sürecini beklemesini ve değerlendirmelerini bundan sonra yapmasını gerekli kıldığını belirtti.

Olaylailgili yargı sürecinin devam ettiğini hatırlatan Yılmaz, yargı sürecini etkilememesi veya bu yönde bir algı doğurmaması için bugüne kadar “UludereOlayı” konusunda Bakanlık tarafından herhangi bir açıklama yapılmadığını ifade etti.

Özellikle medyada bu konuya yeteri kadar dikkat edilmediğini dile getiren Yılmaz, bazı milletvekillerinin, TBMM çatısı altında, kürsü masuniyetini kötüye kullanarak, hukuka aykırı şekilde, devam eden soruşturmayı etkilemeye yönelik, insanların kişilik haklarını da ihlale varan ifadeler kullandıklarını söyledi.

bakani yilmaz dan tsk ya acik destek 3657966 9762 b - Bakanı Yılmaz'dan TSK'ya Açık Destek“ASIL AMAÇ, TERÖRLE MÜCADELEYİ KARALAMAK”

Hava Kuvvetleri Komutanı ile ilgili bazı basın yayın organlarında kullanılan ifadeleri esefle karşıladıklarını ve kınadıklarını bildiren Bakan Yılmaz, şöyle devam etti:

“Hava Kuvvetleri Komutanı’mız, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin her kademesinde 44 yıldır başarı ile hizmet eden, bugün de sadece ülkemizin değil kendi alanında dünyanın en gözde kuruluşlarından birini başarı ile yönetmektedir. Komutanımızla ilgili eleştiri, insaf ve nezaket sınırlarını aşan ifadelerin gerisindeki asıl amacın, emir ve komuta ettiği Hava Kuvvetleri’mizin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’mizin teröre karşı verdiği mücadeleyi karalamak olduğu açıktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri’mizin ve bu çerçevede Hava Kuvvetleri Komutanlığı’mızın terörle mücadelesinin en çok terör örgütünü rahatsız ettiği bilinmektedir. Komutanımızın şahsında Hava Kuvvetleri’mize ve Türk Silahlı Kuvvetleri’mize yönelik saldırılara karşı, hukuk devleti ilkesi sınırları içinde sonuna kadar mücadele etmek kararında olduğumuzun bilinmesini isterim”

“Neye mal olursa olsun vurun, dediniz mi?”

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Uludere’de 34 kişinin yaşamını yitirdiği olay ve Roj TV’yle ilgili iki iddiada bulundu.

ANKARA (ANKA) – Başbakan Tayyip Erdoğan’a “Uludere bombardımanı yapılmadan askeri yetkililer sizi arayıp ‘50 kişilik grup var, içlerinde sivil var, ne yapalım’ dediklerinde ‘Neye mal olursa olsun vurun’ dediniz mi” diye soran Demirtaş, hükümetin ROJ TV’nin yayınlarını kesebilmek için gizli açık ödenekten paralarla baskı yaptığını iddia etti.
Devamını Oku