Yazılar

Takım elbiseli uzili PKK’lı öldürüldü !

Mardin’de geçen hafta polis memuru Cengiz Engizek’i şehit eden PKK’lıları tespit etmeye yönelik çalışmalar sırasında vatandaşların ihbarı üzerine Midyat İlçesi kırsalında bir mağaraya operasyon düzenlendi. 6 teröristin etkisiz hale getirildiği operasyonda, bir teröristin durumu dikkat çekti.

Çatışmada ölü ele geçirilen teröristlerden birinin, şehiriçine uygun kıyafetler giydiği, çantasında suikast silahı olarak bilinen Glock ve UZİ ile birlikte elektronik ateşleme düzeneği olduğu tespit edildi.

Öldürülen PKK’lı kadınla ilgili şok bilgi

813228 detay - Öldürülen PKK'lı kadınla ilgili şok bilgi
Paris’teki üçlü suikastta öldürülen PKK kurucularından Sakine Cansız’ın Dersim Ermenilerinden olduğunu belirten Ermeni aydını Hastpanian, Cansız’ın kod adı olan Sara’nın da “ninesinin” ismi olduğunu belirtti

Paris’teki üçlü suikastta öldürülen PKK kurucularından Sakine Cansız’ın Dersim Ermenilerinden olduğunu belirten Ermeni aydını Hastpanian, Cansız’ın kod adı olan Sara’nın da “ninesinin” ismi olduğunu belirtti. Hastpanian, Cansız’la ilgili yazısında Fransa ve Almanya’da bir araya geldiklerini ve Ermeni sorunu üzerine konuştuklarını da aktardı.

Türkiye’de sosyalist hareketlere katıldıktan sonra Erivan’a yerleşen ve rejim muhalifi olduğu gerekçesiyle bir süre cezaevinde kalan Ermeni aydını Sarkis Hastpanian Facebook sayfasında Paris’te suikastta öldürülen PKK kurucusu Sakine Cansız’la ilgili bir yazı yazdı. Hrant Dink’in de arkadaşı olan, PKK’ya sert eleştirileriyle bilinen ve 1915 olaylarında Kürtlerin rolünü sık sık gündeme getiren Hastpanian “Dersim’in Asi Kızı Sara’nın Ölümsüz Anısına” başlıklı yazısında şu ifadelere yer verdi:

İLK TANIŞMA FRANSA’DA

“Değerli Sara’yla (Ben Sakine Cansız’ı bu ismiyle tanıdım) ilk kez Paris’te Silopi’nin Ermeni Varto aşiretinden sınıf arkadaşıma ait işyerinde, zamanında onun iltica başvurusunun kabul edilmesi için yardımını esirgemeyen Dersimli Ermeni arkadaşım vasıtasıyla tanışmıştım. Onunla neredeyse bütün bir gün Ermeni davası, Doğu ve Batı Ermenistan sorunları, Dağlık Karabağ özgürlük mücadelesi, kendi doğup-büyüdüğü Dersim’in yüzlerce Ermeni köyleriyle hısımlık ilişkileri olduğunu bildiği aşiretlerdeki Ermeni insanlar, yaşamış olduğu Kharbert (Elazığ) ve tutuklu bulunduğu Tigranakert (Diyarbakır)mapushanesinden yakınen bildiği ortak dostumuz, çocukluk ve okul arkadaşım Liceli Garbis hakkında uzun uzun konuşup durduk. (….) benimpek sert eleştirilerime çok olgunca bir davranış sergileyen duruşuyla, ‘tümhataları ve sevaplarıyla birlikte’ içinde yoğrulduğu mücadelenin ne denli sadık bir yandaşı olduğunu gözlemleme imkânımolmuştu. İkinci karşılaşmamız Almanya’da ve bu kez büyük bir tesadüf eseri anamla-babamın ikamet ettiği iltica yurdunda, bizimkilerin hemen kapı komşusu, Diyarbakır zindanındaki işkencehanelerden geçirilmiş eski PKK üyesi bir Kürt bayanın tek odalı dairesinde olmuştu. Gerçek ismi olmadığını işte o gün öğrendiğimSara adını Ermeni kimliğini hiç yaşayamamış ninesinin hissetmiş olduğuna emin olduğu tarif edilemez acılara duyduğu saygıdan dolayı, onun anısını canlı tutmak için gururla taşıdığı hakkında bilgilendirilmemle Sakine’ye çok derin bir saygı duydum.”

ÖZÜ ERMENİ OLANLAR

Hastpanian kendi babasının “Aslınıza sahip çıkın kızım, aslınız hakkında oturup araştırın, bilgilenin, özünüzü, soyunuzu, öğrenin ve kimliğinize sahip çıkın. Benmemleketi adımadım gezmiş biriyim. Kızılbaşların bizimözbeöz kardeşlerimiz olduğunu iyi bilirim. Biz bir elmanın iki yarısı gibiyiz” sözlerine Cansız’ın şu yanıtı verdiğini de aktardı: “Bu topraklarda özgürlük rüzgârı estiğinde, özü Ermeni olan insanların artık başka kimlikler ardına saklanmadan kendi etnik aidiyetlerini korkmadan, layıkıyla yaşayacakları günler de gelecek. Biz bunun için de kavga vereceğiz.”

DHPK-C’LİLERDEN ÇIKAN ŞOK SUİKAST PLANI!

15’i avukat 95 kişinin gözaltına alındığı DHKP-C operasyonu, örgütün suikast hazırlığında olduğunu ortaya koydu.

İstanbul başta olmak üzere 7 ilde gerçekleştirilen ve 15’i avukat 95 kişinin gözaltına alındığı DHKP-C operasyonu, örgütün suikast hazırlığında olduğunu ortaya koydu.

İddialara göre geçtiğimiz haftalarda yapılan bir operasyonda yakalanan İ.Ö., örgütün, CHP’nin İstanbul’daki bir ilçe başkanına suikast yapacağı bilgisini verdi.

İMAM DA ÖLDÜRÜLECEKTİ

Habertürk’ün haberine göre, İ.Ö.’ye göre, bu iş için CHP ilçe teşkilatına bir örgüt üyesi yerleştirilecek, başkanın giriş çıkışı da izlenecekti. İ.Ö., CHP’li başkanın ardından Nurtepe’de bir imamın da öldürülmesinin planlandığını öne sürdü. CHP’li başkan öldürüldükten sonra odasına bir MHP bayrağı bırakılacak, bu olayın gerçekleşmesinin ardından da intikam adı altında bazı MHP’li yöneticiler öldürülecekti. Zanlıların bu planı 2006’dan beri uygulamaya koymaya çalıştıkları öğrenildi.

İ.Ö. ifadesinde, suikast talimatını veren kişinin de kadın avukat E. olduğunu öne sürdü. Bu gelişmenin ardından Terörle Mücadele ekipleri, geçen hafta başka bir operasyon düzenleyerek suikast hazırlığında olduğu ileri sürülen Ş.K.’yı gözaltına aldı. Ş.K.’nın evinde yapılan aramalarda, 1 adet suikast silahı Glock ele geçirildi.

İddialara göre bu kişinin verdiği bilgiler doğrultusunda, avukatların örgüt yöneticisi ve üyesi gibi çalıştıkları bilgilerine ulaşıldı. Bazı avukatların, “Baş manav, manav 1, manav 2, manav 3, hala, yenge ve deniz” gibi kod adları kullandıkları tespit edildi.

KRİPTOLU MESAJLAR

Bu bilgiler ışığında Terörle Mücadele ekipleri, cuma sabahı operasyon düğmesine bastı. 15’i avukat 95 kişinin gözaltına alındığı operasyonlarda tüm kozmik odalar ortaya çıkarıldı. Kozmik odaların bulunduğu binada ele geçirilen 10 bilgisayara ait hard disk incelemeye alındı. İlk incelemelerde, örgütün Belçika, Yunanistan, Hollanda ve Şam merkezlerinden gönderilen özel şifreli mesajlar bulunduğu tespit edildi. Polis örgütün bu kriptolu mesajlarını deşifre etmeye çalışıyor.

ERDOĞAN’IN PARİS’TEKİ SUİKAST YORUMU

Senegal Cumhurbaşkanı ile ortak basın açıklaması yapan Başbakan Erdoğan, gündeme ilişkin bazı soruları cevapladı.
Paris’te 3 kadın PKK’lının düzenlenen suikastle öldürülmesi olayını Başbakan Erdoğan şöyle değerlendirdi:

“Olayın aydınlanmasını beklemek lazım. Bu bir iç hesaplaşma veya Provokatif bir eylem olabilir. Bunun yanında şu anda teröre karşı bizim vermiş olduğumuz mücadele var. Fakat bunu arzu etmeyenler de var. Bunlar tarafından da çaplı bir girişimde olabilir. Sabırlı olup aydınlanmasını beklemekte fayda var.Terörle mücadeleye yönelik iyiye yönelik hareketlere devam edeceğiz.”

Halkın Esed’e Verdiği Mühlet Doldu

Erdoğan, Suriye’ye ilişkin soruları da cevapladı:

“Suriye halkının Esad’a verdiği mühdet dolmuştur. 60 bin Suriyeliyi öldüren bir insanın Suriye’de ‘ben burada cumhurbaşkanı olacağım hakkı olabilir mi?’ Bu mümkün değil. Şu an devlet terörü estirmektedir. Esad dünya kendisine karşı olduğu halde ben varım diyerek koltukta kalma mücadelesi veriyor. Zalimler bu koltuklarda baki olmaz.”

PKK’NIN SUİKAST PLANI DEŞİFRE OLDU

Terör örgütünün Diyarbakır’da üst düzey bürokratlar ile hakim ve savcılara yönelik düzenlemeyi planladığı suikastın detayları deşifre oldu.
Diyarbakır’da sansasyonel bir eylem hazırlığında olan terör örgütü mensuplarıyla birlikte hareket ettikleri iddiasıyla haklarında dava açılan 5’i tutuklu 6 sanık için hazırlanan iddianamede, örgütün yapmayı planladığı suikastın planları bütün detaylarıyla yer aldı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianame, 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. İddianamede, terör örgütünün 2012 yılı içerisinde Diyarbakır’da üst düzey bürokratlar ile hakim ve savcılara yönelik intihar eylemi ve suikast girişiminde bulunmayı planladığı ifade edildi.

İddianamede, sanıklardan M.A. ve Ş.A’nın Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde güvenlik görevlisi olarak çalıştıkları, Lice’de ikamet eden sanık M.E.B’nin de diğer sanıklarla örgüt mensupları arasındaki haberleşmeyi sağladığı belirtildi.

Terör örgütü mensuplarının 2011 yılında kış yapılanmasına girmeleri nedeniyle sanıklarla bir süre görüşme yapmadıkları, 2012 yılı mayıs ayında sanıklardan M.E.B’nin, sanık F.K’nın işlettiği kahvehaneye gelerek, ”Sizi bekliyorlar” dediği kaydedilen iddianamede, sanıklar M.A, F.K, H.A. ve Ş.A’nın temin ettikleri bir araçla gittikleri Lice’nin Çavundur köyünde, Hebat, Baran ve Serkan kod adlı örgüt mensuplarıyla buluştukları bildirildi.

Sanıkların, örgüt mensuplarına, köye geliş gidişlerde araç bulmakta zorlandıklarını belirterek, kendilerine yardımcı olmalarını istedikleri kaydedilen iddianamede, örgüt üyelerinin de bir daha ki buluşmada araç almaları için kendilerine 13 bin lira verebileceklerini söyledikleri vurgulandı.

Kadın Terörist, Hastaneye Hemşire Kılığında Girecekti

Sanıklar M.A, Ş.A, F.O. ve H.A’nın Haziran 2012’de örgüt mensuplarıyla aynı yerde yeniden buluştukları ve yapılacak eylemin planının anlatıldığı kaydedilen iddianamede, şu ifadelere yer verildi: ”Bu görüşmeler sırasında Baran kod adlı örgüt üyesi, Devlet Hastanesinde güvenlik görevlisi olduğunu bildiği şüpheli M.A’ya biri bayan 2 örgüt mensubunu yanına göndereceğini, bayan örgüt mensubunu hemşire kılığında hastaneye sokmasını, bu örgüt üyesinin, polise yapılacak bir eylem sonrası yaralı polislerin hastaneye geldikten sonra onları ziyarete gelecek üst düzey bürokratlara, hakim ve savcılara intihar türü eylem yapacağını, diğer erkek olan örgüt mensubunun da ona yardımcı olacağını anlattı.

Örgüt mensubu, şüphelilere, örgüt mensuplarının ihtiyaçlarının karşılamasını söyleyerek, bu eylemlerde kullanılmak üzere suça konu lav silahı, savunma tipi el bombası ve otomatik silah ile iki adet dolu şarjörü M.A. ile Ş.A’ya teslim etmiştir. Örgüt üyesi, şüphelilerden bu silahları Dicle Nehri üzerindeki Fiskaya Köprüsü’nün ayağına saklayarak bulundukları yeri gösterir krokiyi 2 gün içerisinde kendilerine getirmesini ve yine şüphelilerden eylem sonrasında eylemi gerçekleştirecek şüphelilerin saklanabilecekleri yerleri araştırmalarını ve kendilerine bilgi vermelerini istemiştir. Şüpheliler de teslim aldıkları poşet ve çuval içerisindeki silahlarla Diyarbakır’a hareket etmiştir”

Polisi Görünce Silahları Sazlık Alana Attılar

İddianamede, sanıkların köyden ayrıldıkları araçla, Diyarbakır-Silvan karayolundaki Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü önünde uygulama yapan polisleri görünce durup, silahları sazlık alana attıkları belirtildi.

Aracın uygulamaya 500 metre kala durup ve içerisindeki bazı şeylerin dışarıya atıldığını fark eden polislerin durumdan şüphelenmesi üzerine araçta arama yapıldığı kaydedilen iddianamede, şahısların hareketlerinden şüphelenilmesi üzerine çevrede araştırma yapan polislerin suça konu silahları buldukları ifade edildi.

“Eylemleri Yardım Boyutunu Aşmıştır”

Terör örgütünün eylem planını uygulamak için Diyarbakır Devlet Hastanesi’ni seçtiği, bu nedenle hastanede güvenlik görevlisi olarak çalışan ya da çalışmış olan şahıslarla irtibata geçtiği belirtilen iddianamede, şöyle denildi: ”Örgüte karşı sempati besleyen şüphelilerin de bu çağrıya duyarsız kalmayarak 2011 Haziran ayından itibaren kırsaldaki örgüt üyeleri ile irtibata geçtikleri ve 2012 Haziran ayına kadar şüphelilerin müteaddit defalar kırsaldaki örgüt üyeleri ile görüştükleri, bu görüşmelerde her defasında aralarındaki irtibatı ve haberleşmeyi şüpheli M.E.B’nin sağladığı ve genelde bu şüphelinin Diyarbakır’a gelerek şüpheli F.K’nın kahvehaneye gidip burada notları F.K’ya iletmek suretiyle haberleşmeyi sağladığı anlaşılmaktadır. Şüphelilerin de bu kahvehanede buluştukları ve burada organize oldukları, 10 Haziran 2012 tarihine kadar geçen süre zarfında örgüt üyeleri ile birçok kez görüşüp yiyecek ve içecek erzak götürdükleri ve kırsaldaki örgüt üyelerinin istediği hususlarda araştırma yaparak bilgi verdikleri ve örgütün Diyarbakır’da yapmayı planladığı eylem ile alakalı kırsaldaki üyeler ile birlikte plan yaptıkları tespit edilmiştir. Söz konusu eylemde kullanılacak silahları kırsaldan Diyarbakır’a sevk etmek suretiyle eylemlerini tamamlamayı amaçladıkları ve tespit edilemeyen bir çok görüşmelerinin de olabileceğinin değerlendirildiği anlaşılmıştır.

Fikir ve eylem birliği içerisinde olan şüphelilerin, 2011 yılı haziran ayından itibaren yaklaşık bir yıllık süre içerisinde örgüt üyeleri ile sık sık görüşüp onlara malzeme ve erzak götürmek ve istedikleri hususlarda araştırma yapıp bilgi vermek ve yapılacak eylemlerle alakalı ortam oluşturmak ve son olarak da eylemlerde kullanılmak üzere bomba ve tabancadan oluşan suça konu silahları kırsaldan şehir merkezine nakletmek şeklinde gerçekleşen eylemlerinin süreklilik ve çeşitliliği dikkate alındığında eylemlerinin yardım boyutunu aştığı ve kendilerinin örgüt üyesi olarak kabul edilmeleri gerektiği değerlendirilmektedir.”

30 Yıla Kadar Hapis İstemi

İddianamede, tutuklu sanıklar H.A, M.A, F.K, F.O. ve Ş.A ile tutuksuz yargılanan sanık M.E.B. hakkında TCK’nın 314/2. maddesinde yer alan ”Terör örgütü üyesi olmak”, 174/1-2. maddesindeki ”Tehlikeli maddeleri izinsiz bulundurmak veya el değiştirmek” ile 6136 sayılı Kanun’un 13/2. maddesinde belirtilen ”Sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermilerin satın alınması, taşınması ve bulundurulması” suçlarından toplam 30 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmaları talep edildi.

Sanıkların yargılanmasına önümüzdeki günlerde 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak

“KAZA SÜSÜYLE ÖLDÜRMEYE ÇALIŞTILAR”

Özal’ın mezarının açılma tartışmaları gündemdeyken merhum Cumhurbaşkanının oğlu Ahmet Özal, babasına yapılmak istenenleri anlattı.
Prof. Dr. Sevil Atasoy, Suç ve Delil programında bu hafta 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın mezarının açılması konusunu gündeme taşıdı. Programa katılan Ahmet Özal çok tartışılacak açıklamalar yaptı. Khaber.com.tr’nin haberine göre Ahmet Özal, Kartal Demirağ tarafından gerçekleştirilen suikast öncesinde çok büyük bir uçak kazası atlattıklarını ve ölümden döndüklerini söyledi.

O dönemde Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a iki yeni uçak alındığını söyleyen Ahmet Özal, içinde 13 kişinin bulunduğu uçakla Yeşilköy Havaalanından hareket ettiklerini ve uçakta yaşanan iki elektrik arızası sonrası olaya müdahale edip uçağı geri döndürdüğünü anlattı.

Ahmet Özal havada başlayan yangını programda şöyle anlattı.

KABİNDEN DUMANLAR ÇIKIYORDU

” Ben kimse bilmez, aynı zamanda pilotum. Bu konuda da rahmetli babam bana güvenir. Uçakta iki kez elektrik arızası yaşayınca pilota geri dönmesini söyledim. Uçak, Büyükada üzerinden manevra yapıp geri dönerken bir kez daha elektrikler kesildi. Bu kez kokpitteki bütün göstergeler kayboldu. Telsizle bile kuleyle konuşamıyorduk. Bir müddet sonra kabin içinden duman çıkmaya başladı. Eğer geri dönmeseydik 10 dakika daha uçsaydık. Geri dönüşümüz olmazdı.

BABAMI İLK DEFA BAĞIRIRKEN GÖRDÜM

Bu arada hostes düştü bayıldı ve uçak 90 derece aşağıya doğru düşmeye başladı. Herkes panik içindeydi. Düşüyorduk. Ben hayatımda ilk defa babamı bağırırken gördüm. Herkes panik içinde bağırıyordu ve babamın şöyle dediğini duydum. ‘Herkes yerine otursun, Allahın dediği olur’ dedi ve herkes oturdu yerine. Piste çok yaklaşmıştık. Uçak denize inebilirse 20 dakika kadar denizde uçağın yüzebileceğini biliyordum. Bu arada ‘babamı nasıl çıkarabilirz?’ onun hesaplarını yaptım.

BABAMI KARGO KAPISINDAN SARKITTILAR

Ama pistin ucundan vurduk. Daha kulenin haberi yoktu. Lastikler patladı. Kaptan herkes uçağı terk etsin çünkü infilak edecek dedi. Çünkü her taraf yanıyordu. Fakat kapı açılmadı. Ancak arkadaki kargo kapısından babamı sarkıttılar. Herkes oradan atladı. 2.5 metreden sağını solunu kıranlar oldu. Biz uçaktan uzaklaştığımızda bile hala kulenin haberi yoktu.

GOLDSTREAM: UÇAK İNFİLAK ETMELİYDİ

Sonra o uçağın mühendisleri geldi fabrikadan. Buldukları şuydu. Uçaklarda benzin tankları kanatlardadır. Buradaki elektrik kablolarıyla ilgili vidalar aşırı sıkılmış. Bu yüzden plastiği erimiş ve kısa devre yapmış. Böyle yeni alınmış bir uçakta böyle şeyler olmaz. Goldstream bu konuyla ilgili bir rapor hazırladı. Bu uçağın infilak etmemesi yüzde 5. Yüzde 95 infilak etmeliydi, diye. Şimdi böyle bir uçakta bir kelepçenin fazla sıkılmasıyla böyle bir hadisenin olması mümkün değil. Bu bir palavraydı”.

SUİKASTLE İLGİLİ ARŞİV AÇIKLANSIN

Ahmet Özal programda Kartal Demirağ suikastı ile ilgili bütün detayların Turgut Özal tarafından ortaya çıkarıldığını da söyleyerek arşivlerde bu konuyla ilgili bilgilerin kamuoyu ile paylaşılmasını istedi.

O dönemde Türkiye’nin büyük bir kalkınma hızı yakalandığı için Turgut Özal’ın bu konuyu gündeme getirirsem Türkiye karışır dediğini anlatan Ahmet Özal, bu yüzden konunun üzerine babasının gitmediğini söyledi. Özal, Devlet Denetleme Kurulu ya da savcılık kim ilgileniyorsa mutlaka mezarın açılması konusundan çok daha önemli olan bu bilgileri kamuoyuna açıklaması gerekiyor şeklinde konuştu.

Ahmet Özal, “Babama gerçekleştirilen suikatın arkasında çok büyük isimler vardı. Bu konuyla ilgili yapılan araştırmalar devlet arşivlerinde var. Ama hala neden çekiniliyor neden korkuluyor bilmiyorum.

Ancak bir gün mutlaka bu arşivlerin açıklanacağına inanıyorum. Bir gün devlet bu arşivleri açıklayacak. Bu hükümet mi açıklar bundan sonraki hükümet mi açıklar bilmiyorum” dedi.

GÖZYAŞLARINA ZOR ENGEL OLDU

Ahmet Özal, programda Turgut Özal’a GATA’da yapılan yarı tahnit sayılabilecek işlemlerle ilgili o gün nöbetçi amir olan Prof. Dr. Mustafa Sarsılmaz’ın anlattıklarını dinlerken gözleri yaşardı. Duygusal anlar yaşayan Özal, gözyaşlarına güçlükle hakim oldu.

“Atatürk Ölmedi, Öldürüldü!”

 

Şok iddia! Türkiye’nin kurucusu Atatürk, suikaste mi kurban gitti?

Haber: 'Atatürk Ölmedi, Öldürüldü!'

Ankaralı iş adamı ve koleksiyoncu Muhammet Yüksel’den şok iddia! Otopsi yapılmadığı söylenen Atatürk’ün naaşına gizli otopsi yapıldı. Yüksel, elinde bu operasyona katılan bir doktor tarafından çekilmiş fotoğraflar bulunduğunu öne sürüyor. Yüksel’e göre büyük önder, Saligran isimli, civa içeren bir ilaçla yavaş yavaş zehirlenerek öldürüldü.

Gazete Habertürk‘e konuşan Yüksel, otopsinin detaylı fotoğraflarını hiç kimseye vermeyeceğini, Atatürk’ün bu fotoğraflarla hatırlanmasını istemediğini ifade etti. Yüksel, otopsiyi; doktorlar Akil Muhtar, Mehmet Kamil, Süreyya Hidayet, Nuri Ulusu ve Abravaya Marmaralı’dan oluşan heyetin yaptığını ileri sürerken şu iddialarda bulundu:

OTOPSİ 12 KASIM’DA YAPILDI

Otopsi ve tahnit işlemi 12 Kasım’da yapılmış. Ancak ortada açıklanan bir rapor yok. Otopsi raporunun da devletin arşivinde olabileceğini düşünüyorum ve açıklanmasını istiyorum. Neden halka aydınlatıcı bir bilgi verilmediğini soruyorum. Bu ülkenin kurucusu ölüyor ve ‘nasılsa karaciğer sirozu’ diye sorgulanmıyor. Atatürkle ilgili gerçekleri bütün Türk vatandaşlarının bilmesini istiyorum.

Otopsi Dolmabahçe’deki yatağında folyo üstünde yapılmış. Çok net değil ama karın bölümünün açıldığı görülüyor. Fotoğrafları otopsiyi yapan doktorlardan birisi çekmiş. Orjinal Atatürk fotoğrafları koleksiyoncusuyum. Elime açıklayamayacağım bir yerden geldi. 1938’de bütün dünyada otopsi yapılıyor ve ölüm nedeni açıklanıyordu. ‘Kan almaya cesaret bile edemedik’ diyor doktorlar. Fakat fotoğrafları çeken doktorun yazısında bir otopsi olduğu ve bu otopsinin gizli olarak yapıldığı da yazıyor. Çok küçük bir örnek alınarak ölüm nedeni belli olabilir.

ZEHİR GİBİ İLAÇLA ÖLDÜRDÜLER

Atatürk’ün tedavisinde kullanılan ve zehirli civa içeren Saligran isimli idrar söktürücü ilaçla yavaş yavaş bilinçli bir şekilde öldürüldüğünü iddia ediyorum. Elimdeki fotoğraflardan bu iddiamın doğru olabileceği sonucuna varıyorum.

DEVLET ORTAYA ÇIKARMALI

Bir dönem Fransız doktor geliyor ve Atatürk iyileşme sürecine giriyor. Ancak tedavi eski ekibe tekrar devredilince hastalığı artıyor. İnternette de Atatürk’ün öldürüldüğü yönünde iddialar var. Doğrudur veya yanlıştır bunu devletin ortaya çıkarması lazım.

“ANITMEZARDA BEKÇİ YATIYOR”

Eski DYP Milletvekili Mustafa Kemal Aykurt ise idam edilen eski Başbakan Adnan Menderes‘in naaşının anıtmezarda olmadığını, demir bir kafes içinde denize atıldığını iddia etti. İstanbul’daki anıtmezarda bir bekçinin yattığını öne süren ve “Bunun için DNA testi herhalde yeter, iddiamın doğru olup olmadığını kanıtlar” diyen Aykurt, şöyle devam etti:

“Bunun görgü şahidi var, şu anda 70 yaşında olan bir şahıs. O gün askermiş ama can korkusuyla açıklama yapamıyor”

İsrail’in nefes kesen suikasti

İngiliz Sunday Times gazetesi, MOSSAD’ın Tahran’da bir nükleer fizikçiye yönelik düzenlenen suikastin perde arkasını adım adım yazdı

İran’ın başkenti Tahran’da geçtiğimiz hafta bir suikaste kurban giden nükleer fizikçi Mustafa Ahmedi Ruşen’i İsrail istihbarat örgütü MOSSAD’ın öldürdüğü iddia edildi.

İngiliz Sunday Times gazetesi, MOSSAD’ın suikastını “adım adım” yazdı

Son yıllarda İran’ın nükleer programını yürüten dört nükleer fizikçi, kopya edilmiş cinayetlere kurban gitti. Nükleer fizikçiler araçlarıyla seyir halindeyken, bir motosikletli yaklaşarak araca magnetik bir bomba yapıştırıyor ve İran’ın önemli bilimadamları hayatlarını kaybediyor. İran’ın başkenti Tahran’da üniversiteye giden 32 yaşındaki nükleer fizikçi Mustafa Ahmedi Ruşen de geçtiğimiz hafta bu yöntemle öldürüldü. İran dini lideri Ali Hamaney, suikastten ABD ve İsrail’i sorumlu tuttu.

İngiliz Sunday Times gazetesinin dün yayımladığı haber, Hamaney’in iddialarını doğrular nitelikte. Gazete ismini açıklamadığı bir İsrailli yetkiliye dayandırdığı haberde, MOSSAD’ın “adım adım” Ruşen suikastını nasıl gerçekleştirdiğini yazdı.

Gazeteye konuşan İsrailli kaynak, “Bu iş sıfır hatayla yapılmalı. Böyle bir eylemde, küçük bir hata sadece ajanların hayatını tehlikeye atmaz, aynı zamanda uluslararası bir skandala da dönüşür” dedi.

İSTİHBARAT ÖRGÜTÜ BİNASI MERCEK ALTINDA

Sunday Times’ın haberine göre, MOSSAD’ın planı adım adım ilerledi. Suikast için İran’ın başkenti Tahran’a gelen MOSSAD ajanları, kentin önemli noktalarını gözlemlemek için küçük ekipler oluşturdu. Ajanlar, nükleer fizikçi Ruşen’in her hareketini takip etmek için evinin yakınına bir kontrol merkezi kurdu. Bu arada suikast noktasına sadece 500 metre uzaklıktaki Tahran’ın merkezindeki İran istihbarat örgütü binası da MOSSAD’ın gözlemi altındaydı.

MOTOSİKLETLİ İÇİN GARAJ TUTULDU

Nükleer fizikçi Mustafa Ahmedi Ruşen’in koruması ve aynı zamanda şoförü, devlet tarafından tahsis edilen araca binmeden önce patlayıcı madde kontrolü yaptı. Daha sonra şoför koltuğuna oturarak, Ruşen’i beklemeye başladı. Sabah saat 08.00 birkaç dakika kala, gözlemci olarak görev yapan bir MOSSAD ajanı, hedefin bulunduğu yerden ayrıldığını bildirdi. Suikast timi lideri, gizli bir garajda bekleyen motosikletli ajandan harekete geçmesini istedi.

9 SANİYE İÇİNDE BOMBA PATLADI

Saat 08.20’yi gösterdiğinde motosikletli ajanlar, Ruşen’in aracına manyetik bombayı yapıştırarak, hızla uzaklaştı. Gazetenin haberinde, araca manyetik bombayı yapıştıran MOSSAD ajanı, eylemi gerçekleştirmeden önce Ruşen’in araçta olduğunu kontrol etmek için dikkatlice yüzüne baktı. Manyetik bomba yapıştırıldıktan tam 9 saniye sonra patladı. 32 yaşındaki Ruşen olay yerinde, şoförü ise kaldırıldığı hastanede akşama doğru yaşamını yitirdi.

Devrim Muhafızları’ndan yapılan açıklamada Ruşen’in aynı zamanda İran’ın füze programının başında olan isim olduğu belirtildi.