‘Sevmiştim seni’ dedim, öldürdüm!

632117 detay - 'Sevmiştim seni' dedim, öldürdüm!Cezaevlerinde kalan 30’a yakın kadınla konuşan HABERTÜRK, ‘asılacak kadın’ların ağzından cinsel şiddetti anlatıyor…

Sibel HÜRTAŞ / Gazete HABERTÜRK
shurtas@htgazete.com.tr

NURGÜL: “Her şeyimi vermek zorunda kaldım, üstüne seni de’ demişti, yüzü duvara dönük uyuyordu, baltayla vurdum”

Nurgül’ü dinlerken insanın aklına tek bir soru geliyor, küçücük bir beden bu koca dünyada kendine bir yer bulamaz mı? Tercihlerini hep başkaları yapmış Nurgül’ün, o, kararların günahlarını taşıyor sırtında. Anası koca dayağından evi terk etmiş, üvey anası da Nurgül’ü istememiş. Amcasına vermişler, orada da yengesi başından atmış. 14’üne varmadan zorla evlendirilmiş, kocasını ilk kez düğününde görmüştü. “Menenjit geçirmiş, zekâ geriliği vardı. Küçük bir çocuk gibi, altını ıslatır, temizlerdim. Boşanırken öğrendim ne kadar başlık döndüğünü” diyor…

“Babam ‘Delik verilmez’ deyip…”
“Babam ‘Delik verilmez’ deyip abime gönderdi beni. O da başka görücüye verdi. Adam bağımlıymış, parası bittikçe ‘Bak şu kadınlara köşeyi dönüyorlar. Sen de çık’ derdi. Abime sığındım ‘Ne haliniz varsa görün’ diye kovdu. Eve döndüm mecbur. Kocam geldi bir gün ‘Her şeyi vermek zorunda kaldım, üstüne seni de…’ dedi. İtiraz ettikçe döverdi. Kilere ilaç sıkıp kilitledim kendimi, ama kurtardılar. Aylar geçti böyle. O gün ‘Ben yatıyorum, sen de namazını kıl gel’ dedi. Yaptıkları yetmedi bir de yanına çağırıyordu. 5 dakika sonra odaya girdim, uyuyordu, yüzü duvara dönüktü. Baltayla vurdum kafasına. Sokağa çıktım, yürüdüm, yağmur yağıyordu. O anda üzerimden bir yük kalktı. Rahatlık yaşadım. Çocuklarıma yaşattıklarımdan pişmanım sadece. Küçük kız 6 yaşındayken geldi, gözlerine baktım ama nasıl bir acı ‘anneciğim ben biliyorum neler yaşadın ama o da benim babamdı’ dedi. Bir daha getirmediler. Ne zaman çıkacağımı saymadım, bekleyenim mi var? Dünyada kimsem yokmuş, burada doğmuş burada ölecekmişim gibi geliyor.”

SEVDA: “Dün gece söylediklerini yine söyle’ dedim, söyledi. ‘Sevmiştim seni’ dedim, tetiğe bastım. İki kez vurdum!”

“Yatakta yatıyordu, çıplaktı. Odaya gidip, tüfeği aldım, kalkmış üstünü giymişti. Yüzüne doğrulttum, ‘Dün gece söylediklerini yine söyle’ dedim, söyledi. ‘Sevmiştim seni’ dedim, tetiğe bastım. İki kez vurdum, yere yığıldı. Sırtını çevirdim, bir poposunun sağından, bir solundan vurdum. ‘Öyle yapılmaz Sinan Efendi, böyle yapılır…’ dedim. Ceketini, pantolonunu, çoraplarını çıkardım banyo kazanına attım. Elbiselerinin ısıttığı suyla yıkandım, rahatladım, kendimi ilk defa o kadar arınmış hissettim. Ben böyle banyo yapmadım daha önce. Vücuduna dokundum, buz gibiydi, tanıştığımızdan bu yana yaşananların hepsi geçti gözümün önünden bir film şeridi gibi, ‘Keşke böyle olmasaydı Sinan…’

“Dağa götürüp, tecavüz etti. Soyup bıraktı beni…”
Seviyordum onu, sözlenmiştik, ev tutmuştuk, evliymiş meğer. Öğrenince bırakmak istedim ama o beni bırakmadı. İş çıkışlarımı bekleyip tehdit etti. O gün konuşmak istedi, arabasına bindim, dağa götürüp, tecavüz etti. Soyup bıraktı beni. Kapkaranlıktı, köpekler geliyor el yordamıyla bulduğum taşları atıyordum. Yarım saat sonra geldi, evlenelim dedi, kurtulmak için kabul ettim. Eve götürdü beni, orada da tecavüz etti. Sonrası bildiğiniz gibi…

ADİLE TEYZE: “Anlatamadıklarımdan dolayı müebbetliğim!”

Adile Teyze’nin hikâyesi insanın suratına, yüreğine çarpıyor, dağıtıyor; bir erkeğin içindeki faşizmi bir kadına nasıl kusabileceğinin ispatı, dinleyenlerin dahimidesini kaldırıyordu. Asıl şaşılacak olan, Adile Teyze’nin “Tam38 sene çektim ben onu” demesiydi. Bir insan 38 sene çekermi? Nasıl bir sabır? Ona göre, sabrından değildi çekmesi; kentleri, kültürleri, aileleri farklı onlarca kadın gibi “gidecek yeri olmamasındandı.” Üstelik o da diğerleri gibi “anlatamadıklarından” dolayı,müebbetlikti. Şalvarıyla, başörtüsüyle, ayağında lastik pabuçlarıyla 60’ını geçmiş bir kadın. “Çocuk yaşta evlendirdiler köy yerinde. Ama yüzüm hiç gülmedi. Ne dayağı, ne hakareti bıraktı ne de…”

“Şimdi açarlarmı benim davamı yeniden, şimdi söylemek istiyorum”
Çocukları boy boy, 4, 5, 6 derken, susmuş bugüne kadar. Tarlada çapa, köy yerinde iş derken, “Eve girmeye korkardım, sesimi de çıkaramazdım.” Yarım asır boyunca bir sıcak çorbalı sofraya oturamamasının kahrını masmavi gözleri anlatıyor Adile Teyze’nin… Birkaç kez “sapkınlıklarından” kaçmak için ikinci kattaki evinin balkonundan atlamış, tabanları patlasa da kurtulamamış. Her ne kadar “Mahkemeye çıksamşimdi anlatırım” dese de hâlâ boğazında düğümleniyor olanlar… “Ne bileyim kızım, çok içerdi. İçince de ne yaptığını bilmezdi. Oraya buraya tuvaletini yapardı. Öyle işte çok sapkınlıkları vardı…” dedi, tek pişmanlığı olan suskun tavrına yeniden sarıldı. Dile kolay, 38 sene susmak. Üstüne bu demir parmaklıklar ardında 8 yıl daha susmak. “O gün yine dövdü. Kapıya koştum, kilitliydi. Saçımdan tutup, sürükleyince, bıçakla vurdum, sonra balkondan atladım… Sonra mahkeme, ama söyleyemedim işte… Üç mahkemede müebbet… Kimseye diyemedim. Şimdi açarlarmı benim davamı yeniden, şimdi söylemek istiyorum.”

CEREN: “O gün çay bahçesinde buluşacaktık, babamın silahını aldım yanıma!”

“Sevmeden evlendirdiler. Çok dayağını yedim, ayrıldım. Bu adamla tanıştım, iki yıl yaşadık ama laf ne vakit nikâha gelse döverdi. İkizlerim vardı, nikâh olmayınca aldırdım. Çok zoruma gitti, evi terk ettim. Dönmeyince gördüğü yerde dövdü, tehdit etti.

“Masanın altından vurdum!”
O gün çay bahçesinde buluşacaktık, babamın silahını aldım yanıma. Orada da hırpalayınca, masanın altından vurdum. Ağlamadım hiç, pişman da olmadım. Ama yıllar geçiyor burada. Ben eskiden nasıl yaşarmışım, şimdi korkuyorum insanlardan.”

NADİDE: “Anıları var, çıldırıyorum. Rüyamda görüyorum hep. Okuyorum, okuyorum gitmiyor….”

Nadide Teyze 70’inde. 19’unda görücü usulü evlenmiş, çok sürmemiş, boşanıp Almanya’ya gitmiş, işçilik yapmaya. Yıllar sonra Türkiye’ye dönmüş, 40 yaşında ikinci kez evlenmiş. “İyi biriydi ama içerdi, şiddet kullanırdı.

“Ekmek bıçağını sapladım ama öldürmek istemedim!”
O akşam yine alkol almış üzerime yürüyünce ekmek bıçağını sapladım ama öldürmek istemedim. Gel seni hastaneye götüreyim dedim. ‘Hastaneye gidersek seni gözaltına alırlar’ dedi. Sabaha kadar bekleştik, ağlaştık” diyor. 13 yıl çekeceği var, sohbet boyunca psikolog Alp Ardıç’a dönüp, “Anıları var, çıldırıyorum. Rüyamda görüyorum hep. Okuyorum, okuyorum gitmiyor….”

KÜBRA: “O gün ablamla eniştem bana sürpriz yapmak için oğlumu alıp eve getirmişlerdi”

“Görücü usulü evlendik, beni aldatıyordu. Babama söyledim, ‘oğlunu bırak gel’ dedi. Mecbur kabul ettim. İkinci kez babamın iş arkadaşıyla evlendim. Onun da bir oğlu vardı, yanımıza aldık. Ama benim oğlumu istemedi, eşim. Pazarları oğlumu görme günümdü. Eşim her pazar çocuk gelmesin diye kavga çıkarıyordu. Aylarca oğlumu göremediğim oldu, bunalıma girmiştim.

“Sofradaydık ekmek bıçağını aldım, sapladım”
O gün ablamla eniştem bana sürpriz yapmak için oğlumu alıp eve getirmişlerdi. Onlara sinirlendi, kavga çıkardı, dövdü. Ablama, oğlumu al odaya götür, dedim. Sofradaydık ekmek bıçağını aldım, sapladım. Mahkeme salonundayken, olan bitenden utanç duyduğumu anlattım. Bir de şunu söyledim: Türkiye’de kadın olmak çok zor.”

GÜL: “Babama dönmek istedim, ‘Benim senin gibi kızım yok’ dedi”

“Eşimi seviyordum ama babam ayağı aksıyor diye izin vermemişti evlenmemize. Biz de kaçarak evlendik. Üç çocuğumuz oldu, 8 yıl çok güzel geçti. Doğu’da yaşıyorduk, küçük bir dükkânı vardı, iflas etti. Borç aldı, ödeyemedi, ödeyemeyince de oradan kaçtı. Gittikten sonra arayıp, sormadı. Borçluları benim evimi bastı, çocukların önünde tehdit ettiler. Babama dönmek istedim, ‘Benim senin gibi kızım yok’ dedi.

“Buradan çıkınca, akrabamla evleneceğim.”
Kaynanam bizi kabul etmedi. Üç yıl sonra çıkıp geldi. Bizi de alıp, kente götürdü. Bu kez de başka kadınlara gitti. Yine sahipsiz kaldık. Bir akrabam geldi sahip çıktı, eşimle tartıştı. Akrabam, eşimi öldürdü. Cesedi bir ay sonra denizde bulundu. Beni azmettirmekten aldılar. Buradan çıkınca, akrabamla evleneceğim.”

(NOT: Kadınların isimleri ve yaşadığı kentler, semtlerin isimleri değiştirilmiştir.)

kaynak : Habertürk.com

Etiketler: , , , ,

Yorum Yapın

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Benzer yazılar

Patalojik kıskançlık Patalojik kıskançlık

Sevdigimiz biri yada bir seyi kaybetmeye dair olan korku kıskançlığın en temel unsurudur.Bunlar sosyal hayatta,sevdiğimiz bir eşya veya sevdigimiz...

DEVAMI
Aşkla ilgili büyüleyici ve komik gerçekler Aşkla ilgili büyüleyici ve komik gerçekler

Âsk gösterişli ve bir o kadar da şaşırtıcı bir duygudur..Bakın bunlar nelerdir.. Sabahları karılarını öpen erkekler,öpmeyen erkeklerden 5 yil daha...

DEVAMI
Tuvalet kağıdını asma şeklimiz Tuvalet kağıdını asma şeklimiz

Bazen arkadaşımıza yada akrabalarımıza gittiğimizde , tuvalet ihtiyacını karşılamak için girdiğimiz tuvalette bı gariplik hissederiz.Tuvalet kağıdının evde ki gibi...

DEVAMI