MENDERES: BİZDE DARBE OLMAZ DİYORDUK!

Büyük bir ekseriyetin kanaatine göre, Türkiye, Avrupai bir ülke olmuştu. Bu tür darbeler nasıl Batı dünyasında olmuyorsa, Türkiye’de de olmazdı…

“Ortadoğu ülkelerinde, Suriye’de ve diğerlerinde bir askeri müdahale olduğu vakit, bizde herkes gururla “bizde böyle şeyler olmaz” derdi. O ülkelerin geriliğine hamledilirdi, o gün toplumun çok büyük bir ekseriyetinin kanaatine göre, Türkiye Batılılaşmış, Avrupai bir ülke olmuştu. Bu tür darbeler nasıl Batı dünyasında söz konusu olmuyorsa, adı bile geçmiyorsa Türkiye’de de olmazdı.”

“Ortalık günlük güneşlikti. Bir anda hava karardı. Kuşlar havalandı, uçuşmaya başladılar. Birden bir fırtına tozu dumanı birbirine kattı ve arkasından şiddetli bir yağmur geldi. O sırada bize kadar çok gür bir Allah sesi ulaştı. Arkasından birtakım megafonlarla “operasyon bitti” diyorlardı.”

Aydın Menderes’in Rahatsızlanmadan önce anılarını kaydetmeye başladığı bilgisini veren Bugün’den Seda Şimşek, ‘Milletin Yetimi’nin yarım kalan hatıralarındaki 17 Eylül hüznünü köşesine taşıdı. “Babama bakıp milleti, millete bakıp babamı sevdim” diyen oğul Menderes’in ağzından ‘Bizde darbe olmaz’ kanaati, 27 Mayıs gecesi ve Adnan Menderes’in infaz anı…

Özellikle 27 Mayıs’a, öncesine, sonrasına, ailesine, babasına dair hiç anlatmadığı olaylar, duyguları bu ses kayıtlarındaydı. Eşi Ümran Menderes, Aydın Bey’in vefatının ardından onun bir isteğini daha gerçekleştirdi. Aydın Bey artık hayatta değil ama babası ve idamlara dair gün yüzüne çıkmamış anılarının yer aldığı “Babam ve Ben” isimli kitabı okurla buluşacak.

Aydın Menderes, Ufuk Yayınları’ndan çıkacak bu kitabı ile tarihe not düşüyor, gelecek nesillere önemli bir eser bırakıyor. Ümran Menderes, kitabın satışından elde edilecek gelirin de kurulmakta olan Adnan Menderes Demokrasi Vakfı’na bağışlanacağını söylüyor.

Kitabı okurken sanki Aydın Bey hemen yanı başımda konuşuyordu. Florya’da, baba-oğul birlikte yüzdükleri günleri anlatıyor. Hiç bilmeden nelere şahitlik etmişiz. İdamların yıldönümü dolayısıyla 17 Eylül 2010’da şimdi kendisinin de bahçesinde ebedi istirahata çekildiği Anıt Mezar’da törene katıldıktan sonra Aydın Bey Florya’ya gitmek istemişti. Son kez o gün görmüştü Florya’yı. Florya’nın mavi sularında onlarca yıllık bir hasretin öyküsü gizliymiş ve dakikalarca süren sessizliğinde aslında hatıralarıyla vedalaşıyormuş.

“Konyalı”da babasının tandır, kendisinin kuru fasülye yediği gün, hafızasına kaydettiği en değerli hazine. Yıllar sonra, Ümran Hanım, Aydın Bey’in vefatının ardından okutulan mevlitlerde meğer sevenlerine Konyalı’dan getirttiği tandırlarla onun en kıymetli hazinesinden bir parça sunmuş.

16-17 Eylül’de, 27 Mayıs darbesinin kurduğu darağaçlarında ipleri çekilen “demokrasi şehitleri” Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile Maliye Bakanı Hasan Polatkan dualarla yâdedilecek.
Oğul Menderes’in tamamlayamadığı yarım kalmış hatıralarında işte babası Adnan Menderes:

BABAMA BAKIP MİLLETİ, MİLLETE BAKIP BABAMI SEVDİM

Menderes’i tanımakta, onu anlamakta ve adeta onu kendi içinde yaşayıp yaşatmakta çok çok büyük bir istisna vardı. O da doğrudan doğruya milletin kendisiydi. Büyük bir çoğunluk onun nasıl bir insan olduğunu, neler yapmak istediğini çok iyi anlamıştı. Bunun için millet onu çok seviyordu. Adnan Menderes’i en net gösteren ayna doğrudan doğruya milletin zihni, gönlü ve hafızasıydı. Onun içindir ki yıllardır babama baktım bu milleti tanıdım, sevdim. Bu millete baktım, babamı tanıdım, sevdim. Aynısı İstanbul için de oldu. Babama bakıp İstanbul’u, İstanbul’a bakıp da babamı sevmiştim.

YAVUZ SULTAN SELİM’İ HATIRLATAN ŞİRPENÇE

1955-1956 kışında babamı eve hapseden başka bir hastalık, iki kürek kemiği arasında, enseye doğru çıkmış olan bir çıbandı. Halk arasındaki tabiriyle kan çıbanıydı. Hatta bu çıban söz konusu olunca, Yavuz Sultan Selim’in ölümüne sebep olduğu bilinen ve şirpençe denilen çıban türü de akla geliyordu…”

ANKARA’DAKİ SEL

Başbakan Adnan Menderes, hemen Hacı Bayram’ın eteklerine doğru sele yaklaşılabileceği yere kadar gelir. Sele kapılmış insanları tutarak çıkartmaya çalışır. Bu şekilde kendi hayatını da tehlikeye atar. Elini tuttuğu insanı o çekip karaya çıkartabileceği gibi o kişi de onu sulara, sele çekip götürebilir. O akşam eve döndüğü vakit, son derece üzgündü.”

İLK HATMİ BABAMA İNDİRDİM

1957 yılının Aralık ayında bir akşam babam beni çağırdı. Bana “Aydın senin din dersleri almanı uygun gördüm. Bunun için de bir hoca buldum, din dersleri almaya başlayacaksın” dedi… Aldığım bu din derslerini babamdan bana ulaşmış “dinini belle, Müslümanlığı öğren” şeklinde bir mesaj olarak kabul etmiştim. Onun ölümünden sonraysa bu benim için bir vasiyete dönüştü. İlk hatmi de kendim babam için indirdim.

SURİYE’YE MÜDAHALE TARTIŞMASI

Suriye’de sürekli olarak askeri müdahaleler oluyor, istikrarsızlık devam ediyor, bu yetmiyormuş gibi Suriye bazı davranışlarıyla Türkiye’yi tahrik ve taciz ediyordu. Bunu gören DP hükümeti Suriye’ye nota vermiş hatta böyle giderse askeri bir müdahalede bulunabileceğini de karşı tarafa iletmişti. Askeri hazırlıklar yapılıyor, civardaki tank -top ve piyade birlikleri Suriye sınırına sevk ediliyordu. O zamanın tabiriyle Türkiye, Suriye sınırına tahşidatta bulunmuş oluyordu. Türkiye kararlı ve ısrarlıydı… ABD, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik olarak gerçekleştireceği böyle bir askeri müdahaleye karşı çıkmaktaydı. Sonuçta bu durum Türkiye’nin kararını etkilemiş ve Türkiye zaman içerisinde Suriye’ye müdahaleden vazgeçmiştir.

27 MAYIS GECESİ

0 cevaplar

Cevapla

Tartismaya Katilmak Istermisiniz?
Lutfen Katkida Bulunun!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir