Memura zam müjdesi!

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek TBMM Genel Kurulunda, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısını sundu

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, dünyada güçlü büyüme performansı ile öne çıkan ve 2010 yılında yüzde 9 büyüyen Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 7,5 büyümesinin beklendiğini bildirdi.

Şimşek, TBMM Genel Kurulunda, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısını sundu. Şimşek, 17 Ekim 2011 tarihinde TBMM’ye sunulan 2012 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2010 yılı Kesinhesap Kanunu Tasarısı’nın Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmelerinin yoğun bir çalışma sonucunda tamamlandığını anlattı.

Sunumuma, dünya ve Türkiye ekonomisinin görünümüyle ilgili değerlendirmelerle başlayan Şimşek, dünya ekonomisinde küresel kriz sonrası olağanüstü para ve maliye politikası destekleriyle başlayan ekonomik toparlanmanın, 2011’in ikinci çeyreğinden itibaren ivme kaybettiğini, küresel ekonominin, Avro Bölgesinde derinleşen borç krizinin etkisiyle tekrar belirsizliklerin arttığı bir döneme girdiğini kaydetti.

Küresel ekonominin karşı karşıya olduğu riskleri, Euro Bölgesi kamu borç krizinin derinleşmesi ve İtalya gibi büyük ekonomilere yayılması, kamu borç krizinin zaten zayıf olan bankacılık sistemini olumsuz yönde etkilemesi, gelişmiş ülkelerde büyümenin zayıf kalması ve yeterli istihdam sağlayamaması ve global büyümeye ilişkin beklentilerde bozulmaya rağmen emtia fiyatlarının yüksek seyretmesi olarak 4 başlıkta toplayan Bakan Şimşek, 2010 yılı başında açığa çıkan Euro Bölgesi kamu borç sorununun, siyasi iradenin piyasaları tatmin edici bir çözüm üretememesinden dolayı AB’deki diğer bazı ülkelere de sıçradığını anımsattı.

Son aylarda dünyanın en borçlu üçüncü ülkesi İtalya’yı da etkisi altına alan krizin, küresel ekonomi açısından büyük bir tehdide dönüştüğünü, bu kapsamda yarın Brüksel’de gerçekleşecek olan AB Liderler Zirvesi’nin büyük önem taşıdığına işaret eden Şimşek, son günlerde piyasalarda oluşan olumlu havanın, bu zirveden çıkacak iki önemli beklentiyi yansıttığını ilkinin, piyasalardan sürdürülebilir maliyetlerle borçlanamayan ülkelere desteğin artırılacağı ve mali bünyesi zayıflayan bankalara sermaye desteğinin sağlanacağı olduğunu, ikincisinin ise böyle bir krizin bir daha yaşanmaması ve Euro Bölgesinin sürdürülebilirliği için gerekli kurumsal ve yapısal reformların yapılacağı olduğunu bildirdi.

Küresel krizden dolayı bilançoları zaten zayıflamış olan bankaların şimdi de portföylerinde tuttukları problemli ülke tahvillerinin piyasa değerindeki düşüşler nedeniyle önemli kayıplarla karşı karşıya olduğunu, piyasa şartlarının elverişli olmaması nedeniyle bankaların sermaye artırımına olumlu yaklaşmadığını, devlet desteği olmadan bankaların sermaye yeterlilik oranlarını tutturmasının ancak bilanço küçültülmesi yoluyla mümkün olacağını dile getiren Mehmet Şimşek, bunun da reel ekonomide muhtemel sorunları daha da derinleştirebileceği uyarısında bulundu.

Mehmet Şimşek, gelişmiş ülkelerin kriz sonrası potansiyelin altında büyümesi ve yeterli istihdam yaratamamasının global büyüme beklentilerini olumsuz yönde etkilediğini, dünya ekonomisinin yarısından fazlasını oluşturan gelişmiş ülkelerdeki bu sorunun, gelişmekte olan ülkeleri ticaret ve sermaye kanalı ile olumsuz etkilemesinin muhtemel olduğunu, ayrıca, gelişmiş ülkelerin güven veren bir orta vadeli mali plan ortaya koyamamalarının finansal piyasalarla yatırımcı ve tüketici beklentilerini olumsuz yönde etkilemekte olduğunu bildirdi.

TÜRKİYE’NİN GÜÇLÜ BÜYÜME PERFORMANSI
Küresel büyüme beklentilerindeki zayıflamaya karşın emtia fiyatlarının göreceli yüksek düzeyini korumasının, küresel ekonomi için bir risk oluşturduğunu, bu durumun, özellikle doğal kaynaklar açısından dışa bağımlı ülkelerin enflasyon ve büyüme dinamikleri açısından olumsuz bir gelişme olduğunu vurgulayan Şimşek, bu çerçevede, dünya ekonomisinin 2011 ve 2012 yılları büyüme tahminlerini IMF yüzde 4, OECD ise sırasıyla yüzde 3,8 ve yüzde 3,4 olarak açıkladığını anımsattı.

Şimşek, şöyle devam etti:

”Her ne kadar yüzde 4’lük oran makul görünse de büyüme, ülke grupları arasında önemli farklılıklar gösterecektir. Küresel büyümenin dörtte üçünden fazlasını, başta Çin ve Hindistan olmak üzere gelişmekte olan ülkeler sağlayacaktır. Bu ülkelerin 2011 ve 2012 yıllarında sırasıyla yüzde 6,4 ve yüzde 6,1 büyümesi beklenmektedir. Çin ve Hindistan hariç tutulduğunda bu rakamlar sırasıyla yüzde 4,6’ya ve yüzde 4,2’ye düşmektedir. Gelişmiş ülkelerde, büyüme yüzde 1,6 ve yüzde 1,9 olarak öngörülmektedir. Euro Bölgesinde ise devam eden borç krizi nedeniyle global büyümeye ilişkin aşağı yönlü riskler artmıştır.

Türkiye, dünyada güçlü büyüme performansı ile öne çıkmaktadır. 2010 yılında yüzde 9 büyüyen Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 7,5 büyümesi beklenmektedir. Bu büyüme oranlarıyla Türkiye, AB ülkeleri içinde ilk sıradayken dünya büyüme liginde de üst sıralarda yer almaktadır. Dünya ekonomisindeki yavaşlamaya paralel olarak ülkemizin gelecek yıl yüzde 4 civarında büyümesi beklenmektedir.

Bildiğiniz gibi, küresel kriz en yıkıcı etkisini istihdam üzerinde göstermiştir. ILO istatistiklerine göre, 2007 yılı sonunda 177 milyon olan dünyadaki işsiz sayısı 2010 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 28 milyon artarak 205 milyona ulaşmıştır. ILO, 2011 yılı için işsiz sayısını 203,3 milyon olarak tahmin etmektedir.

Küresel ekonomideki toparlanma bu kayıpları telafi edememiştir. İşsizlik oranları halen kriz öncesi seviyelerin üzerindedir. Mukayese etmek için Aralık 2007 tarihindeki mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranını 100 kabul edersek, 2011 Ekim ayı itibarıyla işsizlik seviyesi ABD’de 180’e, gelişmiş ekonomilerde ve Euro Bölgesinde ise 140 seviyesine çıkmıştır. İstihdam yaratmada Türkiye dünyadan pozitif yönde ayrışmıştır. Uygulamaya koyduğumuz aktif işgücü politikaları ve güçlü büyüme sayesinde Türkiye rekor düzeyde istihdam yaratmıştır. Aralık 2007’deki mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranını 100 kabul edersek, 2011 Ağustos itibarıyla işsizlik seviyesi kriz öncesi seviyenin altına, 94’e kadar inmiştir.”

GELİŞMİŞ ÜLKELERİN BORÇ SORUNU
Bugün gelişmiş ülkelerin borçların sürdürülebilirliği sorunuyla karşı karşıya olduğunu, bu sorunun, küresel krizle ortaya çıkan özel sektör bilanço problemleri ve finansal sektördeki kırılganlıkların kamu bilançolarına yansımasından kaynaklandığına dikkati çeken Şimşek, gelişmiş ülkelerde kriz öncesi dönemde ortalama yüzde 1,1 olan genel devlet bütçe açığının GSYH’ye oranının 2009 ve 2010’da sırasıyla yüzde 8,7’ye ve yüzde 7,5’e çıktığını, 2011 ve 2012’de ise bu oranın yüzde 6,5 ve yüzde 5,2 olacağının öngörüldüğünü bildirdi.

Euro Bölgesinde ise kriz öncesi dönemde yüzde 0,7 olan bütçe açığının GSYH’ye oranının, 2009 ve 2010’da sırasıyla yüzde 6,3’e ve yüzde 6’ya yükseldiğini, alınan önlemlerin etkisiyle bu oranın 2011 ve 2012’de sırasıyla yüzde 4,1’e ve yüzde 3,1’e düşeceğinin tahmin edildiğini, özellikle gelişmiş ülkelerde yükselen bütçe açıklarının, kamu borç stokunun da artmasına neden olduğunu, 2007-2011 döneminde gelişmiş ülkelerde kamu borç stokunun GSYH’ye oranının, ortalama 30 puan artarak yüzde 104 seviyesine çıktığını kaydetti.

Şimşek, gelişmiş G-20 ülkelerinde 2011’de yüzde 110 olan borç stokunun milli gelire oranının, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en yüksek seviye olduğunu, bu oranın önümüzdeki yıl, daha da artarak yüzde 113 seviyesine çıkacağının tahmin edildiğini, Avro Bölgesinde ortalama borç stokunun GSYH’ye oranının 2007’de yüzde 66,4 iken bu oranın 2011 itibarıyla yüzde 88,6’ya, 2012’de ise yüzde 90’a çıkmasının beklendiğini anlattı.

Yapılan akademik çalışmaların, yüzde 90 seviyesindeki bir kamu borç stokunun uzun vadeli büyüme oranları üzerinde çok ciddi olumsuz etki yarattığını ortaya koyduğunu aktaran Mehmet Şimşek, gelişmekte olan ülkelerde ise kamu finansman dengelerinin daha sağlıklı bir görünüme sahip olduğunu, bu ülkelerin her ne kadar krizle birlikte bütçe açığı vermiş olsalar da kriz sonrası uyguladıkları mali sıkılaştırma sayesinde bütçe açıklarını azalttıklarını, gelişmekte olan ülkelerin kriz öncesi dönemde GSYH’ye oran olarak yüzde 1,2 genel devlet bütçe fazlası verirken 2009 ve 2010 yıllarında sırasıyla yüzde 4,1 ve yüzde 2,9 oranında açık verdikleri bilgisini verdi.

Gelişmekte olan ülkelerin, borç stoku bakımından da gelişmiş ülkelere göre daha iyi durumda olduğunu, bBu ülkelerde, kriz öncesinde yüzde 34,6 olan borç stokunun GSYH’ye oranı 2009 ve 2010’da sırasıyla yüzde 35,4’e ve yüzde 39,3’e çıktığını, 2011 ve 2012’de ise bu oranın yüzde 36,2’ye ve yüzde 34,5’e gerilemesi beklendiğini belirten Şimşek, şöyle devam etti:

”Türkiye’de ise uyguladığımız doğru politikalar sayesinde mali dengelerimizde kriz öncesi seviyeleri yakaladık. Ülkemizde krizden önce yüzde 0,2 olan genel devlet bütçe açığının GSYH’ye oranı, küresel krizin etkisiyle 2009 yılında yüzde 5,5’e yükselmiştir. Hükümetimizin aldığı tedbirler sayesinde 2010 yılında yüzde 2,9’a gerileyen bütçe açığının, 2011’de yüzde 1 civarına düşeceği tahmin edilmektedir. Bu oranın 2012 yılında ise yüzde 0,8 olarak gerçekleşeceğini öngörüyoruz. Benzer şekilde kriz öncesi yüzde 39,9 olan brüt kamu borç stokunun GSYH’ye oranı krizle birlikte 2009’da yüzde 46,1’e yükselmiştir. Sağladığımız bütçe disiplini sayesinde 2010 yılında yüzde 42,2’ye gerilemiş olan bu oranın, 2011 yılında yüzde 39,8’e, 2012’de ise yüzde 37’ye düşeceği öngörülmektedir.

Türkiye’de son zamanlarda gözlemlenen enflasyondaki artış sadece bize özgü bir durum değildir. 2010 yılında hedeflerimiz doğrultusunda yüzde 6,4 olarak gerçekleşen yıl sonu enflasyonunun, Merkez Bankası tahminlerine göre 2011 yıl sonu itibarıyla yüzde 8,3’e çıkacağı beklenmektedir. Bu artışta daha önce bahsettiğim emtia fiyatlarındaki artışın yanı sıra; güçlü iç talep, Türk lirasındaki değer kaybı ve Ekim ayında yaptığımız vergi artışları etkili olmuştur. Yavaşlama sürecine giren iç talep ile enflasyonu yukarı iten diğer faktörlerin etkisinin geçici olacağı dikkate alındığında enflasyonun 2012’de yüzde 5’lik hedefe yaklaşacağını tahmin ediyoruz.

Küresel kriz sonrası dönemde Türkiye ekonomisi, sürekli iyileşen kamu finansman dengeleri ve istihdam yaratan güçlü büyümesi ile birçok ülkeden pozitif yönde ayrışmıştır. Bu ayrışmada, hükümetimizin ortaya koyduğu güçlü siyasi irade, kredibilitesi yüksek Orta Vadeli Program ve sağlam bankacılık sektörü büyük rol oynamıştır. Türkiye ekonomisi kriz sonrası dönemde özel sektör dinamizmi ile çok güçlü bir büyüme sürecine girmiştir. Kriz sonrası dönemdeki büyüme performansı ile Türkiye, küresel büyüme liginde en üst sıralarda yerini almıştır. Birçok ülke henüz kriz öncesi GSYH seviyesine ulaşamamışken Türkiye ekonomisi Haziran sonu itibarıyla sabit fiyatlarla kriz öncesi seviyesini yüzde 9 oranında aşmıştır.”

Şimşek, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 7,5, gelecek yıl ise dünya ekonomisine ilişkin artan belirsizlikler ve en büyük ihracat pazarımız olan AB’deki kriz nedeniyle yüzde 4 civarında büyüyeceğinin öngörüldüğünü bildirerek, ”Bu süreçte iç talep artışını daha makul düzeye çekmek için aldığımız tedbirler de etkili olacaktır” dedi.

Türkiye ekonomisinin güçlü performansının bir tesadüf olmadığını belirten Şimşek, şöyle devam etti:

”Gerek küresel kriz öncesi dönemde gerekse küresel kriz sürecinde ve sonrasında Hükümetimiz, tüm politika araçlarını orta vadeli bir perspektifle zamanında ve kararlı bir şekilde kullanmıştır. Türkiye, krizle mücadelede birçok bakımdan dünyaya örnek bir ülke olmuştur. AK Parti Hükümetleri döneminde (2003-2011) Türkiye ekonomisi, 2009’da yaşanan son 60 yılın en büyük küresel krizine rağmen ortalama yüzde 5,1 büyümüştür. Kriz öncesi dönemde (2003-2007) ise ortalama büyüme oranı yüzde 6,9 olmuştur. Bu performans, hem AK Parti Hükümetleri öncesindeki dokuz yıllık dönemin (1994-2002) yüzde 2,4’lük hem de 1924-2002 döneminin yüzde 4,5’lik büyümesinden daha güçlüdür.”

“GÜÇLÜ MALİ DENGELER SAYESİNDE ÜLKEMİZ İLK DEFA BİR KRİZİ KENDİ İMKAN VE PROGRAMI İLE AŞMIŞTIR”
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, güçlü mali dengeler sayesinde Türkiye’nin ilk defa bir krizi kendi imkan ve programı ile aştığına dikkati çeker, ”Son 60 yılın en büyük küresel krizinin yaşandığı bu dönemde, bir IMF programı veya Mali Kural olmadan da mali disiplinin sürdürülebileceğini gösterdik” dedi.

TBMM Genel Kurulunda 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısını sunan Şimşek, kriz sonrası ekonomik toparlanmanın en çarpıcı özelliklerinden birinin yüksek istihdam yaratan bir büyüme olması olduğunu, 2007 yılında yüzde 10,3 olan manşet işsizlik oranının, krizin etkisiyle Şubat 2009’da yüzde 16,1’e kadar yükseldiğini belirtti.

Uygulamaya koyulan aktif işgücü politikaları ve büyümede yakalanan güçlü performans sayesinde, Ağustos 2011 itibarıyla, işsizlik oranının yüzde 9,2’ye düştüğünü, böylece Türkiye’nin, işsizlik oranını kriz öncesi dönemin altına indiren nadir ülkelerden biri olduğunu dile getiren Şimşek, mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranının ise Ağustos ayı itibarıyla yüzde 9,6’ya gerileyerek bu serinin tutulmaya başlandığı 2005’ten bu yana en düşük seviyeye geldiğini belirtti.

Türkiye’nin istihdamdaki başarısını daha iyi anlayabilmek için başka ülkelerin performansıyla karşılaştıran Bakan Şimşek, istihdamdaki bu performansın, işgücüne katılım oranının hızla arttığı bir ortamda gerçekleştiğini vurguladı.

2000’Lİ YILLARDAKİ BÜTE AÇIKLARI
2007’den bu yana işgücüne katılım oranının 4,8 puan artarak yüzde 51’e yükseldiğini anlatan Şimşek, devamla şunları kaydetti:

”Euro Bölgesinde derinleşen kamu borç krizi tüm dünyada olduğu gibi bizim ekonomimiz için de bir risk teşkil etmektedir. Çünkü Avrupa Birliğinin ekonomik performansı Türkiye açısından büyük önem taşımaktadır. İhracatımızın yaklaşık yarısı, doğrudan küresel yatırımların yaklaşık yüzde 80’den fazlası ve yabancı turistlerin yaklaşık yüzde 60’ı Avrupa Birliği kaynaklıdır.

Ancak sağlam makroekonomik temelleri ve hızlı karar alma kabiliyetine sahip hükümetiyle ülkemiz dış şoklara karşı daha önce hiç olmadığı kadar dirençlidir. Türkiye’nin istihdam yaratan güçlü büyüme performansı, sürekli iyileşen kamu finansman dengeleri, sağlıklı bankacılık sektörü ve hanehalkı bilançosu ile kredibilitesi yüksek Orta Vadeli Programı, bize potansiyel risklere karşı güçlü bir manevra alanı sağlamaktadır.

Türkiye’nin kamu finansman dengeleri son derece sağlıklıdır. Kriz sonrası dönemde bütçe açıklarını ve kamu borçlarını hızlı bir şekilde iyileştirdik ve küresel kriz öncesi konuma getirdik. 2011 yılı sonu itibarıyla brüt kamu borç stokunun GSYH’ye oranının yüzde 39,8’e düşmesini bekliyoruz. Orta Vadeli Program dönemi sonunda (2014) bu oranın yüzde 32’ye düşmesini öngörüyoruz. Ayrıca kamu net dış borç stokunu Haziran sonu itibarıyla sıfırladık hatta dış dünyadan net olarak yaklaşık 300 milyon TL alacaklı konuma geldik.

Benzer şekilde, genel devlet bütçe açığını da neredeyse kriz öncesi seviyelere getirdik. Hükümetimizin aldığı tedbirler sayesinde genel devlet bütçe açığının GSYH’ye oranını, bu sene sonu itibarıyla yüzde 1’e düşürmüş olacağız. 2014 yılı sonu itibarıyla bu oranın yüzde 0,4’e düşeceğini tahmin ediyoruz.

Şayet, küresel krize 2000’li yılların başındaki gibi yüksek bütçe açıkları ve borç stoku ile yakalansaydık, küresel krize karşı hareket alanımız olmayacaktı ve kriz, ülkemiz üzerinde yıkıcı bir etki gösterecekti. 2002 yılında GSYH’nin yüzde 10,8’i olan bütçe açığını 2007 yılında yüzde 0,2’ye kadar indirdik. Aynı şekilde 2002 yılında GSYH’nin yüzde 74’ü olan kamu borç stokunu 34 puan düşürerek yüzde 40’ın altına indirdik.

Bu güçlü mali dengeler sayesinde ülkemiz ilk defa bir krizi kendi imkan ve programı ile aşmıştır. Son 60 yılın en büyük küresel krizinin yaşandığı bu dönemde, bir IMF programı veya Mali Kural olmadan da mali disiplinin sürdürülebileceğini gösterdik. Küresel krizden sadece iki yıl sonra, olası yeni şoklara karşı mali manevra alanı yarattık.”

GLOBAL BANKACILIK SİSTEMİ
Euro Bölgesi kamu borç krizinin global bankacılık sistemini tehdit ettiği bu günlerde, Türk bankacılık sektörünün dünyadaki birçok ülke ile karşılaştırılamayacak kadar sağlıklı olduğunu, her şeyden önce bankacılık sektörünün sermaye yapısının güçlü olduğunu, AK Parti hükümetleri döneminde Türk bankacılık sektörünün özkaynaklarının, yaklaşık 5 kat artarak 26 milyar TL’den Eylül 2011 itibarıyla 142 milyar TL’ye çıktığını ve bu sayede Basel II tanımlı sermaye yeterlilik oranının, yüzde 16,4 ile asgari yasal sınır olan yüzde 8’in iki katından yüksek olduğunu belirtti.

İkinci olarak, bankacılık sektörünün aktif kalitesinin oldukça yüksek olduğunu, bankacılık sektöründeki kredi artışına rağmen problemli kredilerin oranının giderek azaldığını, bu oranın 2002 yılında yüzde 17,6 iken Eylül 2011 itibarıyla yüzde 2,7’ye gerilediğini, üçüncü olarak, bankacılık sektörünün özkaynak karlılık oranının küresel kriz döneminde bile yüksek seyrettiğini belirten Şimşek, şunları söyledi:

”AK Parti Hükümetleri öncesinde zayıf bankacılık sektörü sadece ekonomik istikrar programlarının başarısını engellemekle kalmamış, 1994 ve 2001 krizlerini tetikleyen önemli bir etken olmuştur. Oysa bugün bankacılık sektörü, küresel kriz sonrası dönemde Türkiye’nin güçlü çıkışını destekleyen en önemli unsur olmuştur. Kriz döneminde batık banka problemi yaşamayan ve bu anlamda vatandaşına yük getirmeyen nadir ülkelerden birisiyiz. Çünkü gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkenin ancak kriz sonrası dönemde başlattığı bankacılık sektörü stres testlerini, biz 2004’ten beri yapıyoruz. Yine küresel kriz sonrasında gündeme gelen, alınan risklere karşı daha yüksek sermaye gereği konusunda biz 2006’da adım attık ve yüzde 12 hedef sermaye yeterlilik oranı uygulamasını başlattık.

Türkiye’yi küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde diğer ülkelerden ayıran faktörlerden biri de güçlü hanehalkı bilançosudur. Ülkemizde hanehalkının borçluluk düzeyi son yıllarda yükselse de hala nispeten düşüktür. Bundan da önemlisi hanehalkının borcunu döndürebilme kabiliyeti de yüksektir.

Kriz öncesi, yüzde 12,3 olan hanehalkı yükümlülüklerinin GSYH’ye oranı, Haziran 2011 itibarıyla yüzde 18,8’e çıkmıştır. Bu oran, bünyesinde birçok gelişmekte olan ülkenin bulunduğu AB-27’de ortalama yüzde 60 düzeyindedir.

Son olarak, hanehalkı bilançosunda kur riski yok denecek kadar azdır. Çünkü hükümetimiz makro-ihtiyati bir tedbir olarak hanehalkının döviz cinsinden borçlanmasına izin vermemektedir. 2002’de tüketici kredileri içerisinde döviz ve dövize endeksli kredilerin payı yüzde 15 iken Eylül 2011 ‘de yüzde 1 ‘e gerilemiştir.’

“SON 9 YILLIK KAZANIMLARIN ARKASINDAKİ TEMEL ETKEN SİYASİ İSTİKRAR VE GÜÇLÜ İRADEDİR”
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye’nin yakın dönem makroekonomik tarihine bakıldığında gerçekçi ve güven veren orta vadeli programların öneminin daha iyi anlaşılacağını belirterek, ”Ülkemiz, geçmişte uygulanan popülist politikalardan çok çekmiş ve bu yüzden halkımız ağır bedeller ödemiştir” dedi.

TBMM Genel Kurulu’nda Maliye Bakanlığı 2012 yılı bütçe sunuş konuşmasını yapan Mehmet Şimşek, Türkiye’nin küresel kriz dönemi ve sonrasında kredibilitesi yüksek Orta Vadeli Program geliştirip, bunu uygulamaya koyan nadir ülkelerden biri olduğunu, her ne kadar küresel şokları öngörmek zor olsa da belirsizliklerin arttığı bir dönemden geçildiğinin farkında olduklarını söyledi. Şimşek, bu nedenle 2012-2014 Orta Vadeli Programını ihtiyatlı bir anlayışla hazırladıklarını kaydetti.

Hükümetin uygulamakta olduğu Orta Vadeli Program çerçevesinde belirlenen makroekonomik ve yapısal politikaların, Türkiye’yi dış şoklara karşı dirençli hale getirdiğini anlatan Şimşek, şöyle devam etti:

”Türkiye’nin yakın dönem makroekonomik tarihine baktığımızda, gerçekçi ve güven veren orta vadeli programların önemini daha iyi anlarız. Ülkemiz, geçmişte uygulanan popülist politikalardan çok çekmiş ve bu yüzden halkımız ağır bedeller ödemiştir. Nitekim AK Parti Hükümetlerinden önceki dokuz yıllık dönemde, üç büyük kriz (1994, 1998-99 ve 2001) yaşanmıştır.

Bütün bunlardan daha önemlisi, ülkemizde siyasi istikrar ve güçlü bir hükümet vardır. AK Parti Hükümetlerinden önceki 79 yıllık Cumhuriyet tarihimizde 57 hükümet kurulduğu dikkate alınırsa, bizden önceki hükümetlerin ortalama ömrünün yaklaşık 16 ay olduğu görülür. Böyle bir ortamda sorunlara orta ve uzun vadeli bir perspektifle yaklaşmanın ve yapısal sorunlara çözüm üretmenin ne kadar zor olduğu ortadadır. Son dokuz yıllık dönemde elde edilen kazanımların arkasındaki temel etken, siyasi istikrar ve güçlü iradedir. Oysa bugün gerek Avrupa’daki borç krizinin büyümesi gerekse istikrarın beşiği gibi görünen ABD’deki sıkıntılar esas itibarıyla siyasidir.”

TÜRKİYE’NİN DÜŞÜK RİSK PRİMİ
Türkiye’nin makroekonomik temellerinin sağlam olduğunun bir diğer göstergesinin de nispeten düşük risk primi olduğunu anlatan Şimşek, Türkiye’nin CDS (Kredi Temerrüt Takası) primi 15 AB üyesinden daha düşük olduğunu söyledi. Şimşek, ayrıca Türkiye’nin uluslararası piyasalarda AB üyesi ülkelerin yarısından daha ucuza borçlanabildiğine dikkati çekerek, bazı AB ülkelerinde iç borçlanma ihalelerinde talep yetersizliğinin yaşandığı, Avrupa Merkez Bankasının müdahalesinin gerektiği ve risk primlerinin rekor düzeye yükseldiği bir dönemde, Türk Hazinesinin bugün yüzde 1 ‘in altında reel faiz oranlarıyla borçlanabildiğine vurgu yaptı.

”Oysa 2002 yılında reel faiz oranı yüzde 25 civarındaydı. Benzer şekilde, 2002’de yüzde 10’un üzerinde olan 10 yıllık avro cinsinden borçlanma faizimiz, 2011 Kasım sonu itibarıyla yüzde 5,6’ya düşmüştür” diyen Mehmet Şimşek, yüksek cari açık problemine karşın Türkiye’nin risk priminin oldukça düşük olduğunu kaydetti.

Bunun, içeride ve dışarıda Türkiye’ye olan güvenin bir göstergesi olduğunu dile getiren Şimşek, ayrıca küresel kriz döneminde birçok ülkenin kredi notları birkaç kademe düşürülürken, Türkiye’nin kredi notunu iki kademe artırılan ender ülkelerden biri olduğunu söyledi.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, şunları kaydetti:

”Tabiidir ki ülkemizde her şey mükemmel değil, bazı konjonktürel ve yapısal sorunlarımız bulunmaktadır. Türkiye ekonomisinin en önemli iki yapısal sorunu, yüksek cari işlemler açığı ve işsizliktir. İlk olarak, ülkemizde cari işlemler açığı önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Yüksek cari işlemler açığımız, kısmen konjonktürel kısmen yapısal sebeplerden kaynaklanmaktadır. 2010 yılında yüzde 26 artan global emtia fiyatları 2011 yılında da aynı oranda yükselmiştir. Özellikle enerji fiyatlarındaki yüksek artışlar, cari işlemler dengemizi olumsuz yönde etkilemektedir. Örneğin, Brent tipi ham petrol varil fiyatları 2009’da ortalama 61,1 dolar iken 2010 yılında 77,2 dolar, bu yılın ilk 11 ayında ise 110,1 dolar olmuştur. Her 10 dolarlık artışın, cari açığımızı yaklaşık 4-4,5 milyar dolar artırdığını düşünürsek, bu etkinin boyutu daha iyi anlaşılabilir.

Cari işlemler açığındaki kötüleşmenin temel sebebi son yıllarda azalan yurt içi tasarruflarımızdır. İkinci olarak, ülkemiz çok büyük ölçüde enerjide dışa bağımlıdır ve son yıllarda doğal gaz ve petrol fiyatlarında yüksek artışlar yaşanmıştır. 2002 yılında 9,2 milyar dolar olan enerji ithalatımız, bu yıl muhtemelen 50 milyar dolara ulaşmış olacaktır. 2002 yılından bu yana toplam 279,3 milyar dolar cari açık veren Türkiye’nin, aynı dönemde enerjiye ödediği tutar 275,1 milyar dolar olmuştur. Son 10 yıl içerisinde, dünyada doğal gaz ve elektrik talebinin Çin’den sonra en fazla arttığı ikinci ülke konumundayız.”

Şimşek, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde de enerji talebi artışının yüksek olacağını vurgulayarak, ”Yüksek enerji maliyetleri, uluslararası rekabet gücümüzü olumsuz etkileyen en önemli faktörlerden birisidir. Üçüncü olarak, AB ülkeleriyle kıyaslandığında, Türkiye’de yüksek ve orta üstü teknoloji sektörlerinin hem üretimdeki hem de ihracattaki payı oldukça düşüktür. Orta ve uzun vadede cari işlemler açığını daha makul seviyelere düşürmek için ülkemizin yurt içi tasarruf oranlarını artırması, enerjide dışa bağımlılığı azaltması, katma değeri yüksek mal ve hizmet üretiminde yoğunlaşması ve beşeri sermayesini güçlendirmesi gerekiyor. Hükümet olarak cari açık probleminin yapısal boyutlarını önemsiyoruz” diye konuştu.

TÜM TEDBİRLERİ ALDIK
Bu sorunların çözümü için gereken bütün tedbirleri aldıklarını, almaya da devam ettiklerini, Orta Vadeli Programın cari açığa kalıcı çözüme yönelik birçok yapısal düzenlemeyi içerdiğini belirten Mehmet Şimşek, ilk olarak Ak Parti hükümetleri döneminde kamu tasarruflarında artış sağladıklarını bildirdi.

Şimşek, 2002 yılında kamu tasarruflarının GSYH içindeki payı negatif yüzde 4,8 iken 2005 yılından itibaren küresel kriz yılı hariç pozitif olarak gerçekleştiğini, ar-ge’ye önemli kaynak aktardıklarını, markalaşmayı, özgün ürün geliştirmeyi ve geleneksel sektörlerin fiyat avantajı sağlayacağı bölgelere taşınmasını teşvik ettiklerini, enerjide dışa bağımlılığımızı azaltmak için yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarını harekete geçirdiklerini, uluslararası rekabet gücü endeksinde Türkiye’nin 2002 yılında 80 ülke arasında 65’inci sırada iken 2011’de 142 ülke arasında 59’uncu sırada yer aldığını, yolcu ve yük taşımacılığının yüzde 90’ından fazlasını sağlayan karayollarına büyük oranda kaynak ayırdıklarını, brüt okullaşma oranlarında önemli iyileşmeler kaydettiklerini anlattı.

Türkiye’de eğitimin kalitesinin artırılması için başlattıkları Fatih Projesi ile Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim okullarındaki derslikleri internet, akıllı tahta ve diğer bilgi teknolojileri ekipmanlarıyla donattıklarını anlatan Şimşek, ihracatı artırmak ve cari işlemler açığının finansman kalitesini yükseltmek için küresel doğrudan yatırımları ülkemize çekecek birçok yapısal düzenlemeyi uygulamaya koyduklarını da hatırlattı.

Maliye Bakanı Şimşek, şöyle devam etti:

”Yukarıda özetlediğimiz yapısal tedbirler, orta ve uzun vadede ülkemizin cari açığını daha makul, yönetilebilir düzeye çekecektir. Ancak kısa vadede de cari açığı kontrol altına almak için önemli adımlar attık, atıyoruz.

Yılın ilk yarısında yüzde 40-50 aralığında olan kredi hacmindeki genişleme (13 haftalık hareketli ortalama, yıllıklandırılmış ve kur etkisinden arındırılmış) BDDK ve Merkez Bankasının aldığı tedbirlerle ciddi bir yavaşlama sürecine girmiştir. Kredi büyümesindeki normalleşmenin iç talebi yumuşatmada önemli etkisi olacaktır.

Ayrıca kurda son bir yıldır önemli bir düzelme yaşanmıştır. Kriz sonrası yüzde 20 değer kazanan reel efektif döviz kuru (Baz yılı 2003=100; Mart 2009=109; Kasım 2010=131), geçen yıl Kasım ayından itibaren düşme eğilimine girerek Kasım sonu itibarıyla (Kasım 2011=110) bir önceki yıla göre yüzde 16 değer kaybetmiştir. Kasım 2011 itibarıyla reel efektif döviz kuru geçen yıla göre yüzde 16, yoğun rekabet içinde olduğumuz gelişmekte olan ülkelere oranla yüzde 18 düşmüştür.

Ayrıca 2012 yılında mali disiplini güçlendirerek sürdüreceğiz. Genel devlet bütçe açığının GSYH’ye oranını yüzde 1’den yüzde 0,8’e indirmeyi hedefliyoruz. Önümüzdeki aylarda cari açıkta daralma başlayacaktır.”

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bu yıl merkezi yönetim bütçe giderlerinin 313,2 milyar lira, merkezi yönetim bütçe gelirlerinin 290,9 milyar lira, bütçe açığının 22,2 milyar lira, faiz dışı fazlanın 20,4 milyar lira olarak gerçekleşeceğini tahmin ettiklerini bildirdi.

Şimşek, TBMM Genel Kurulunda, 2012 bütçesi sunuş konuşmasında, son yıllarda rekor düzeyde istihdam artışına rağmen işsizlik oranının hala arzulanan seviyelerde olmadığını, bu durumun, işgücü piyasasının yapısal özelliklerinden kaynaklandığını söyledi.

Türkiye’de çalışma çağındaki nüfus artışının birçok ülkeye göre yüksek, işgücüne katılım oranının ise düşük olduğunu kaydeden Bakan Şimşek, ”Genç nüfus ve hızlı artan işgücüne katılım oranı, işsizlik oranını aşağı çekmeyi zorlaştırmaktadır” dedi.

Gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye’de tarımda çalışan nüfusun toplam istihdamdaki payı oldukça yüksek olduğuna dikkat çeken Şimşek, ”2010 yılı sonunda tarımda çalışan nüfusun toplam istihdamdaki payı, 2002’den bu yana 10 puan azalarak yüzde 25’e düşmüştür. Önümüzdeki yıllarda devam etmesi beklenen bu dönüşüm Türkiye’de işsizlik oranlarını aşağı çekmeyi zorlaştıran diğer bir faktördür” diye konuştu.

Bakan Şimşek, 25 yaş üstü nüfusun ortalama eğitim düzeyinin düşük olması ve tarımdan, tarım dışı sektörlere geçişin yoğun olmasının işgücü piyasasında arz talep uyuşmazlığını beraberinde getirdiğini belirterek, istihdamı sınırlayan en önemli faktörlerden birinin işgücü piyasasındaki katılıklar olduğuna vurgu yaptı.

Şimşek, Türkiye ekonomisini istihdam odaklı sürdürülebilir büyüme hedefine ulaştırmak üzere, işgücünün niteliğini, işgücü piyasasının esnekliğini ve işgücüne katılımı artıracak politikalara ağırlık vermeye devam edeceklerini kaydederek, kısa vadede istihdamı artırmanın en etkin yollarından birinin aktif işgücü politikalarını hayata geçirmek olduğunu, işgücünün nitelikli hale gelmesi için de yoğun çaba sarf ettiklerini belirtti.

Orta vadede istihdamı artırmak için birçok tedbiri uygulamaya koyduklarını anlatan Maliye Bakanı Şimşek, ”2009 yılında yeni bir yatırım teşvik sistemiyle bugüne kadar 9 bin 616 adet teşvik belgesi verdik. Bu teşvik belgeleriyle yaklaşık 133 milyar TL’lik yatırım yapılması ve bu yatırımlarla 322 bin kişilik istihdam sağlanması öngörülmüştür” diye konuştu.

Şimşek, işsizlere beceri kazandırmak amacıyla Uzmanlaşmış Meslek Edindirme Merkezi Projesini başlattıklarını dile getirerek, bu projeyle 5 yılda yaklaşık 1 milyon işsizi eğitimden geçirmeyi ve başarılı kursiyerlerin yüzde 90’ını istihdam etmeyi hedeflediklerini bildirdi. Şimşek, ayrıca 2008 yılında uygulamaya koydukları işveren hissesinde 5 puanlık prim indirimi uygulamasına gelecek yıl da devam edileceğini söyledi.

Bakan Şimşek, gençlerin, kadınların ve mesleki eğitim alan işsizlerin istihdamı halinde işveren sigorta prim payının 54 aya kadar devletçe karşılanması uygulamasına devam edeceklerini de ifade ederken, ”Yürürlüğe koyduğumuz prim indirimi ve teşvikler için ayırdığımız kaynak toplamı, 2008-2012 yılları arasında 20 milyar TL’yi aşmıştır” dedi.

Şimşek, işsizlik sorununun uzun vadede çözümü için beşeri sermaye stokunun kalitesini artırdıklarını, bu amaçla, iktidara geldikleri günden buyana eğitime öncelik verdiklerini, bütçeden en fazla kaynağı eğitime aktardıklarını anlattı.

2010 YILI KESİN HESAP KANUNU
2010 yılı kesin hesabı hakkında bilgi veren Şimşek, 2010 yılı bütçesinde bütçe giderlerinin 294,4 milyar TL, bütçe gelirlerinin 254,3 milyar TL ve bütçe açığının 40,1 milyar TL düzeyinde olduğunu kaydetti. Bakan Şimşek, 2010’da faiz giderlerinin 48,3 milyar TL, faiz dışı fazlanın ise 8,2 milyar TL olarak gerçekleştiğini açıkladı.

BU YIL SONU TAHMİNİ
Bu yılki bütçenin gerçekleşme tahminlerimini de açıklayan Bakan Şimşek, şöyle konuştu:

”Merkezi yönetim bütçe giderlerinin 313,2 milyar TL, bütçe gelirlerinin 290,9 milyar TL, bütçe açığının 22,2 milyar TL, faiz dışı fazlanın da 20,4 milyar TL olarak gerçekleşeceğini tahmin etmekteyiz.

Yukarıdaki tahminlerimiz çerçevesinde 2011 yılı başlangıç bütçesine oranla; bütçe giderleri sadece binde 2 oranında yani 599 milyon TL sapmıştır. Bu, harcamaları kontrol altında tuttuğumuzu göstermektedir. Bütçe gelirleri ise başlangıç tahminine göre, yüzde 4,3 oranında yani 11,9 milyar TL artmaktadır. Bu artış, özelleştirme gelirlerindeki zayıf performansa (bütçede 9,5 milyar TL öngörülürken gerçekleşme 3 milyar civarında) rağmen sağlanacaktır.

Faiz hariç giderlerde ise başlangıç ödeneklerine kıyasla yüzde 2,1 oranında artış olurken vergi gelirlerinde yüzde 7,4 oranında artış beklemekteyiz. Faiz dışı harcamalardaki artış, özellikle altyapı yatırım harcamalarındaki artıştan kaynaklanmaktadır. 2011’de yatırımlar için bütçe başlangıç ödeneklerine ilaveten 9,1 milyar TL kaynak ayırdık. Bu kaynağı başta ulaştırma sektörü olmak üzere altyapı yatırımlarına tahsis ettik. Gelirlerdeki artış ise güçlü ekonomik büyüme ve yapılandırmaya bağlı olarak vergi gelirlerinde sağlanan olumlu sonuçtan kaynaklanmaktadır. 2011’de yapılandırmadan net 5 milyar TL gelir elde etmeyi hedefliyoruz.

2011 yılsonu bütçe açığının ise başlangıç bütçesinde yer alan 33,5 milyar TL yerine, yaklaşık üçte bir oranında (11,3 milyar TL) azalarak 22,2 milyar TL olarak gerçekleşmesini bekliyoruz.

2011’de bütçe giderlerinin GSYH’ye oranını yüzde 24,4, faiz dışı giderlerin yüzde 21,1, bütçe gelirlerinin ise yüzde 22,7 olarak gerçekleşmesini öngörüyoruz. Böylelikle, 2011 yılı Bütçesinde yüzde 2,8 olarak öngördüğümüz bütçe açığının GSYH’ye oranının yüzde 1,7 olarak gerçekleşeceğini tahmin etmekteyiz. Faiz dışı fazla ise yüzde 1,6 olarak tahmin edilmektedir. Ancak şunu da ifade etmek isterim ki Kasım sonu itibarıyla bütçe performansına baktığımızda, yıl sonu açığın aşağı doğru revize edilen hedef açığın da altında kalması muhtemeldir.

2011’de merkezi yönetimde yüzde 1,7 olacağını tahmin ettiğimiz bütçe açığının milli gelire oranının daha kapsamlı olan genel devlette (merkezi yönetim, yerel yönetimler ve sosyal güvenlik kurumları) yüzde 1 olmasını öngörüyoruz. Bu oran ile Avrupa’da yüzde 3’lük Mastricht Kriterini sağlayan nadir ülkelerden biri olmayı sürdürüyoruz. Yatırımlara ilave ettiğimiz 9,1 milyar TL olmasaydı, genel devlet açığımız yüzde 1 yerine muhtemelen yüzde 0,3 olurdu.”

2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ
2012 yılı bütçesi ile istihdamı artırmayı, yurt içi tasarruf seviyesini yükseltmeyi, cari açığı azaltmayı ve mali disiplini güçlendirmeyi hedeflediklerini anlatan Bakan Şimşek, bütçe ile reel kesimi desteklemeye devam etiklerini vurguladı.

Şimşek, bu amaçla; esnaf kredi faiz desteği, tarımsal kredi faiz desteği, ihracat desteği, KOBİ destekleri, teşvik ödemeleri ve işveren prim desteği için ayırdıkları kaynağı yüzde 13,5 oranında artırarak 8,3 milyar TL’ye yükselteceklerini açıkladı.

2012’de toplam yatırım ödeneklerinin 2011 yılı başlangıç ödeneklerine göre yüzde 24 artırarak 32,7 milyar TL’ye çıkartılacağını söyleyen Bakan Şimşek, ”2012 yılında da daha önceki yıllarda olduğu gibi, bütçe gelirlerimizde öngörülenden fazla artış olursa bu kaynağı da kısmen yatırımlara yönlendirmeyi planlıyoruz” dedi.

Bölgesel kalkınma projelerini hızlandırdıklarını, ar-ge faaliyetlerine daha çok destek verdiklerini kaydeden Bakan Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Ar-ge projeleri için 2012’de yaklaşık 1,5 milyar TL ödenek öngördük. Ayrıca ar-ge faaliyetleri için sağlanacak toplam vergi ve prim desteğinin yüzde 20 artarak 840 milyon TL düzeyine çıkacağını tahmin ediyoruz.

2012 yılı bütçesinde mahalli idarelerin gelir paylarını 27,6 milyar TL olarak öngördük. Bu, önceki yıla göre yüzde 16,5’lik artışı ifade etmektedir.

Ayrıca kırsal kesimin altyapısını desteklemek amacıyla KÖYDES (550 milyon TL) ve SUKAP (500 milyon TL) Projelerine toplam 1 milyar 50 milyon TL kaynak ayırdık.

Bu suretle 2012’de mahalli idarelere toplamda 31,5 milyar TL destek sağlamayı öngörüyoruz.”

“TARIMSAL DESTEKLERİ ARTIRMAYA DEVAM EDİYORUZ”
Sosyal harcamalar için daha fazla kaynak ayırıp, dezavantajlı kesimleri desteklemeyi sürdürdüklerini vurgulayan Bakan Şimşek, şunları kayedetti:

”Bu kapsamda, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonuna aktarılan kaynağı 2011 yılı başlangıç ödeneğine göre yüzde 39 oranında artırarak yaklaşık 3 milyar liraya çıkarıyoruz. Özürlü eğitimi için ayrılan kaynağı yüzde 20,4 oranında artırarak 1,2 milyar liraya yükseltiyoruz. 2012’de yaklaşık 240 bin özürlü vatandaşımızın eğitim masraflarını karşılamayı hedefliyoruz. Özürlü evde bakımı için ayrılan kaynağı yüzde 28,7 oranında artırarak 2,9 milyar liraya yükseltiyoruz. 2012’de ortalama 385 bin kişinin evde bakım giderlerini karşılamayı hedefliyoruz.”

“KAMU ÇALIŞANLARINI ENFLASYONA EZDİRMİYORUZ”
İktidara gelmelerinden buyana memuru, işçiyi ve emekliyi enflasyona ezdirmediklerini söyleyen Maliye Bakanı, hep enflasyonun çok üzerinde ücret ve maaş artışı yaptıklarını söyledi.

2010 yılında aile yardımı ödeneği dahil bin 300 TL olan en düşük memur maaşını, 2011 yılında yüzde 18,3 oranında artırarak bin 538 liraya yükselttiklerini, benzer şekilde, ortalama memur maaşını ise bin 577 liradan bin 799 liraya çıkartarak yüzde 14,1 artışı sağladıklarını ifade etti.

Mehmet Şimşek, en düşük memur maaşıyla 2002 yılı Aralık ayında satın alınabilen dana eti, elektrik ücreti ve mazotun miktarı ile 2011 yılı Kasım ayındaki rakamları karşılaştırdı.

Kasım ayı itibarıyla 12 aylık enflasyon oranının yüzde 9,5 olduğunu hatırlatan Şimşek, ”2011 yılı ikinci altı aylık dönemde enflasyon oranının yüzde 4’ü aşması halinde aşan kısım 2012 yılı Ocak ayında maaşlara yansıtılacaktır” diye konuştu.

“ENFLASYON FARKI OCAK MAAŞLARINA YANSITILACAK”
Hükümetin öncelikli hedefleri arasında yer alan ”eşit işe eşit ücret” politikasının gereği olarak 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin çıkarıldığını belirten Maliye Bakanı, ”Kararnameyle, kurumsal ek ödemeleri ve denge tazminatını kaldırdık. Kadro karşılığı sözleşmeli personel statüsünü kaldırarak bunları kadrolu hale getirdik. Tüm personele hizmet sınıfı, kadro ve görev unvanları esas alınarak eşit tutarda ek ödeme yapılmasını sağladık. Aynı hizmet sınıfında, aynı veya benzer kadrolarda bulunan personel arasındaki ek ödemelerden kaynaklanan ücret dengesizliğini ortadan kaldırdık” dedi.

Beşeri sermayenin kalitesini artırmak için eğitime 2012 yılında da daha fazla kaynak ayrılacağını, Milli Eğitim Bakanlığı bütçe ödeneklerini yüzde 14,8 oranında artırılarak 39,2 milyar lirayae çıkartıldığını anlatan Şimşek, ”Böylece Milli Eğitim Bakanlığı en büyük bütçeye sahip icracı bakanlık olma özelliğini sürdürmektedir. AK Parti Hükümetleri döneminde 2002’de 11,3 milyar lira olan toplam eğitim bütçesini ise yaklaşık 5 katına çıkararak 2012’de 56,3 milyar liraya yükseltiyoruz” dedi.

Şimşek, bütçe ile 103 devlet üniversitesine kaynak sağlandığını da söyledi.

haberturk

0 cevaplar

Cevapla

Tartismaya Katilmak Istermisiniz?
Lutfen Katkida Bulunun!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir