‘Hayata Dönüş’ aldatmacasını yazdılar

Umur Talu ve Yıldırım Türker bugünkü köşelerinde yazdı…

Bugün iki yazar, Habertürk’ten Umur Talu ve Radikal’den Yıldırım Türker, 2000’deki kanlı ‘Hayata Dönüş’ operasyonuyla ilgili gerçekleri dile getirmeye devam etti.

Son iki yazı 11 yıl önceye dairdi.
Operasyon kod adıyla “Tufanlar”ın, “Hayata Dönüş” dediği katliama.
Mesele sadece 11 yıl öncenin hakikatini; devlet, hükümet, ordu ve medyanın “insanlığa fenalığı”nı tekrar tekrar konuşmak değil.
Yüzleşebilmek ve yüzleştikçe, bugün atıp tuttuğun demokrasi, cumhuriyet, hukuk gibi kavramlarda samimi olabilmenin şartlarına kavuşabilmek.

***

Yoksa…
Bir cezaevinde kıstırılmış insanların katledilmesinin “dost kuvveti”, yandaş gazetecisi ol; sonra bugün gel, cezaevi konuş.
Bir çoğu sadece tutuklu olan insanların katline çanakçı ol; sonra gel tutukluluk cezasından bahset.
İktidar yandaşlığıyla kana bulaşsın kalemin; sonra gel “yandaşlık rezaleti” üstüne nutuk at.
Sadece medyada değil… Her eve lazım yüzleşme.
Bir linçe katılmışsan; başka bir linçe feveran ederken elinin kiri ve kanı sırıtıyor!
Bir katliama aktif veya pasif bulaşmışsan; başka haksızlıklara feryat ederken sesin parazit yapıyor.
Hücre ve tecride karşı çıkan 30 kişinin öldürülmesine, 122’sinin ölüme terkine dair en ufak insani hissin olmamış, bilakis köşe bucak, haber manşet fetvalar yazmışsan; şimdi “hücre” dediğinde, muhtemelen önce vicdan hücreleri çatırdıyor!

Umur Talu’nun yazısının devamını okumak için tıklayınız…

HAKİKATE DÖNÜŞ / Yıldırım Türker

Bize istedikleri kadar rövanşist desinler. Unutmayacağız. Ne devletin bu katliamını ne de devletle suç ortaklığına gönül indiren zevatı.

Şimdi şu fotoğraflara bir kez daha bakın.
Türkçenin tarihine en kirli alay, en berbat hüsnü tabir olarak geçen, ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ndan bize ulaşabilen anılar.
Bir toplumun gözleri önünde gerçekleştirilen katliamın görüntüleri kim bilir hangi kirli sır kasalarında saklanıyor. Bize, hayatta kalan birkaç yanmış insanın görüntüleri kaldı.
Sonunda hakikate dönüş zamanı geldi.
Hepimizin tanık edildiği; onayımızı kazanmak için bütün yetkililerin bin bir yalanla oldubittiye getirmiş olduğu katliam gerçeğiyle yüz yüzeyiz işte.
Ölüm orucundaki hükümlü-tutuklularla görüşmeler sürerken kimi aydınlarımız aracı olmak için çırpınır, her adımdan toplumu haberdar ederken meğer katliam planı çoktan hazırlanmış, Adalet Bakanlığı tarafından düğmeye basılmış bile.
Şimdi birbirlerinin üstüne atıyorlar onca canın sorumluluğunu.
Operasyon sonrası, “Bu, devletin şefkat operasyonudur. Çoğu kendini yakmak suretiyle ölmüştür” demeci veren dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün mumu çoktan sönmüştü. Öldürülenlerin üstünden çıkan kurşunlar jandarmaya aitti. Şimdi gazla nasıl cayır cayır yakıldıklarının da kanıtları ortaya döküldü. Şimdi bu planlardan haberi olmadığını söylüyor.
Hikmet Sami Türk hırstan gözü dönmüş bir tur operatörü gibi F tipi cezaevlerine toplu geziler düzenliyordu. Beyefendiliği ve zarafetiyle kimi çinko gönüllerde taht kuran beyefendi, gezdirirken ‘yüksek güvenlikli lüks hücreler’ diye tanıtıyordu onları.
Sonraki Adalet Bakanı Cemil Çiçek de bir cezaevi ziyareti sırasında kendisine sorulan bir soruya karşılık, “Cezaevi sözü içime dokunuyor. Buralar konukevi” demişti. Her gün şefkatli devletin o konukevlerinden mektuplar geliyordu. O cehennemlerde yaşatılanlar, yılmadan duyurmaya çalışıyorlardı seslerini. Öldüklerinde gazetelerde haber olamayanlar.. Öldürüldüklerinde katillerinden hesap sorulamayanlar…

0 cevaplar

Cevapla

Tartismaya Katilmak Istermisiniz?
Lutfen Katkida Bulunun!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir