Kadınca

SohbetKraL
, ,

Tarçın Zayıflatır Mı Yoksa Söylenenler Efsane Mi?

İnsan bedeni üzerinde birçok açıdan faydası bulunan tarçın son birkaç yıldır kilo vermek isteyenlere mucizevi sonuçlar vaat eden bir besin olarak tanıtılıyor. Son zamanlarda başta Youtube olmak üzere pek çok sosyal medya paylaşımlarında görülen kaşıkla yemeğe çalışanlar bir kenara dursun Türk mutfağında birkaç sütlü tatlı ve kışın vazgeçilmezlerinden salep dışında tüketimi neredeyse hiç olmayan tarçın, gerçekten de zayıflamayı çok kolay hale getiriyor mu?
Tarçının zayıflama üzerindeki etkilerinden bahsetmeden önce şunu belirtmekte yarar var ki, doğal olan her besin maddesi veya bir besinin bedene yararlı organik bileşenler içermesi düzenli tüketimle mucizevi sonuçlar alınacağını garanti etmez. Nitekim doğal olarak üretilse dahi pirinç, içerisinde insan vücudunun ihtiyacı olan mineral ve vitaminler içermesine karşın belli bir miktarın üzerinde tüketilmesi durumunda kilo almaya ve hatta şeker hastalığının tetiklenmesine bile sebep olabilir. Dolayısıyla organik olsun olmasın, her besinin kendine özgü bir “kimyası” vardır ve bu kimyasal bileşenlerin bir kısmının insan sağlığına fayda sağlaması, her gün tüketilmesi durumunda mucizevi iyileşme veya zayıflama imkânı sunacağı anlamına gelmez.
Tatlı krizlerinin bastırılmasında kesin çözüm olduğuna yönelik iddiaların gerçekle çelişmesi, tarçınla ilgili kilo verme formüllerine gösterilen ilginin kısa sürede azalmasını sağladı. Nitekim bu tür krizlerde kan şekerinin düşmesi kadar fazla kilolara neden olan psikolojik unsurların da etkili olduğu bilinmekte, kilolu kişilerin bu psikolojiyi değiştirmemesi durumunda birkaç çay kaşığı tarçınla mucize beklemesinin hiçbir işe yaramayacağı aşikâr. Ayrıca tarçında birçok antioksidan olduğundan söz edilmesine karşın bu antioksidanlar baldan zeytine, zaten günlük hayatımızda tükettiğimiz sayısız besin maddesinde yer almakta.
Kan şekerini dengelemeye yardımcı olan tarçını, içerisinde yüzlerce gram “şeker” bulunan bir tatlının üzerine dökmek yiyeceğiniz tatlıdan alacağınız kaloriyi engellemez, kilo almamasını sağlamaz. Eğer o gün ihtiyacınız olan kaloriyi almışsanız ve bu kaloriyi aldıktan sonra tatlıyı “ekstra enerji” olarak bedeninize alıyorsanız tatlı üzerine ne kadar tarçın dökerseniz dökün sonuç değişmeyecek yani bedeniniz fazla enerjiyi yağ olarak depolayacaktır. Netice bunu her gün tekrarlamanız durumunda kilo alırsınız.

sohbetkral
,

Bulgur Mu Yoksa Pirinç Mi Daha Sağlıklı?

Yazın kapıyı çalmaya hazırlandığı ve ülkemiz son günlerde sağanak yağmurların etkisinde olsa da, hava sıcaklıklarının yavaştan yükselmeye başlamasıyla birlikte kadın erkek demeden herkes kış boyunca aldığı kilolardan kurtulma çabasına girişmeye başladı. İlkbaharda havaların ısınmasıyla günlük hayattaki giyimin daha açık hale gelmesi haliyle kış boyunca alınan kiloların da daha belirgin olması anlamına geliyor. Hal böyle olunca kimi mucize vaat eden kimiyse sağlıktan olmadan, gerçekçi beklentilerle kilo verdirmeyi amaçlayan diyetler de tekrar gündeme gelir. Diyet denince toplumumuzda uzun yıllardan beri alışılagelmiş bilgi pirinç pilavından uzak durulması, karbonhidrat ihtiyacı için daha sağlıklı olan bulgurun tercih edilmesi yönünde olmasına karşın son zamanlarda bazı uzmanların yaptığı açıklamalar kafaların karışmasına neden oldu.
Pirinç, Hareketsiz Yaşayanlara Uygun Değil
Son zamanlarda bazı uzmanların bulgurun da tıpkı pirinç pilavı kadar zararlı olduğunu söylemesi, kimilerininse sosyal medyada paylaştığı videolarda bulgur yerine pirincin tercih edilmesi gerektiğini söylemesi kafaları karıştırdı. Ancak Beslenme ve Diyet Bölüm Başkanı olan Yardımcı Doçent Dr. Muhsin Öztürk ise Türk mutfağının vazgeçilmezleri arasında ilk sıralarda yer alan pirinç pilavının, hayat boyunca bir daha tüketilmese bile kişiye hiçbir kayıp yaşatmayacağını söyledi. Dolmadan sütlaca, pilav dışında pek çok Türk mutfağı lezzetine dâhil olan pirinç yemeği bırakan bir kişinin hayatının sonuna kadar tekrar hiç pirinç yemese bile bedensel anlamda hiçbir kayba uğramayacağını söyleyen Öztürk, bu kadar yüksek glisemik bir besin maddesinin beslenme düzeninden tamamen çıkartılması durumunda bile hiçbir şey kaybedilmeyeceğini dile getirdi. Glisemik endeks, besinlerin kan şekerini ne kadar sürede yükselttiğini gösteren bir değerdir ve yüksek olması, kan şekerinin daha hızlı yükseleceği anlamına gelir.
Bulguru Farklı Kılan Lif Oranı
Pişmiş pirinç gibi lif değeri çok düşük olduğundan doğrudan kana karışarak, kan şekerini hızla yükseltmeyen bulgur daha fazla lif içerdiği için uzmanların büyük bir bölümü tarafından pirinç pilavına alternatif olarak gösteriliyor. Öztürk yaptığı açıklamada insan bedeni ve genel sağlık çerçevesinde değerlendirildiğinde özellikle hareketsiz yaşayan şehir insanının pirinç yemeye ihtiyacının olmadığını ifade etti. Ayrıca pirinçteki vitamin ve mineraller, daha düşük glisemiks endekse sahip diğer pek çok besin maddesinde de zaten bulunuyor.

sohbetkral
,

İlkbaharın Gözdesi Kazaklar

İlkbahar modasında şimdiden trende dönüşen pek çok kıyafet bulunmasına karşın bunların en çok tercih edileni, şüphesiz 2018 yılının gözdesi kazaklar. Pahalı olmadığı ve kolay ulaşılabilir, günlük hemen her kıyafet ile kombin şansı sunduğu için tercih edilen kazaklar 2018 ilkbahar modasının açık ara en popüler kıyafet tercihine dönüştü. Yeni sezonun gözdesi kazakların en fazla ilgi gören tasarımlarıysa gri ve yeşil tonlarında, dikine ve asimetrik çizgili desenlere sahip modeller. Geçtiğimiz sene ABD’den sonra ülkemizde de popüler olmaya başlayan sokak modasının ikon kıyafetlerinde her zaman kendine yer bulan kazaklar, 2018 ilkbahar modasının simge figürü olarak her markanın ürün kataloğunda karşımıza çıkıyor.
Kazak Modellerin Renk Cümbüşü
Hacimli kolları ve bol kesim tasarımlarıyla 1980’lere geri dönüş sinyalleri veren sezonun moda trendi kazaklarda tam anlamıyla bir renk cümbüşü yaşanmakta. Hemen her rengin kullanıldığı ve bir gökkuşağını andıran tasarımlar gözde olmasına karşın günlük giyimde kolay kombin imkânı sunduğu için ülkemizde ilkbahar modası olarak en fazla gri ve yeşil tonlarına sahip kazak modelleri tercih ediliyor. Doğanın yeniden uyanmasını simgeleyen yeşil tonlarındaki kazaklarla kolay kombin yapılabilmekte, kotlardan eteklere bu ilkbahar modasının simgesine dönüşen kazaklar herkes tarafından tercih edilmekte. Gri tonlarında kazakları tercih eden kadınlarsa kışın boğuk havasının, sıkıcı etkisi kırmak için çanta ve ayakkabılarında başta kırmızı olmak üzere yüksek enerjili renklere sahip aksesuarlarla kombin yapmayı tercih ediyor.
Rahatlığına Önem Verenlerin Tercihi
Sneaker ve trençkotlarla sıkça kombin yapılan kazaklarda güçlü pastel tonları kullanılabildiği gibi asimetrik desenler ve dik çizgiler de sıkça tercih edilmekte. Özellikle kilo problemi olan kadınların işine gelen dik çizgili kazaklar hem fazla kiloların bir nebze olsa da gizlenmesine hem de boyun biraz daha uzun gösterilmesine yardımcı oluyor. İş hayatında, altına bir gömlek giyerek şık bir dış ortam kombini şeklinde kullanılabilen kazaklar ayrıca spor giyinmeyi tercih eden, günlük yaşamında rahatlığa önem veren kadınlar için de biçilmiş kaftan özelliğinde. Rahatlığın simgesi olan kazaklar ilkbaharın soğuk geçen günlerinde aniden güneş açmasıyla palto ve ceketlerin elde taşınması gibi zorluklara da neden olmuyor.

sohbetkral
,

Güne Limonlu Suyla Başlayın, Sağlıklı Kalın

İnsan bedeni üzerindeki yararlı etkileri zaten uzun senelerdir bilinen limon, son yıllarda özellikle ABD’de başlayan bir akım olarak suyun içine de konmaya ve bu şekilde içilen suyun alkali hale getirilmesi için de kullanılmaya başlandı. Pek çok konuda olduğu gibi ABD’de popüler olduktan sonra ülkemizde de dikkat çeker hale gelen limonlu su, içme suyuna limon suyu dökülmesinden ziyade sürahiye bir limonun kabuklarıyla birlikte dilimlenerek atılması ve bir gün boyunca su içinde bekletilmesiyle hazırlanıyor. Bu şekilde 24 saatte suyun pH değerini değiştirerek, suyu alkali hale getiren limonla bedenin pek çok hastalığa karşı daha güçlü hale gelmesi mümkün.
İçine limon atılarak bekletilen suyun karaciğer yağlarının eritilmesine yardımcı olmaktan kilo verme sürecinde fayda sağladığına kadar pek çok araştırma neticesinden bahsediliyor. ABD’li kadınların giderek daha fazla ilgi gösterdiği ve her gün bu şekilde içine limon atılarak hazırlanan alkali sudan en az iki litre tüketmeye başlaması, önce Avrupa ve arından ülkemizde de kadınların limonlu suya ilgi göstermesini sağladı. Kanserden korunmaya yardımcı olmanın yanı sıra zayıflamak isteyenlerin de tercihi olan doğal mucize limonun dilimlenerek, içme suyuna atılması ve suyun limonla bir gün boyunca bekletilmesi durumunda ortaya çıkan su, düzenli tüketilmesi durumunda insan bedeninin kanser hücreleriyle verdiği savaşa destek olabiliyor. Kanser riskinden korunmak içinse uzmanlar bu şekilde hazırlanan sudan sabahları aç karnına, en az bir bardak içilmesini tavsiye ediyor.
Ağız sterilizasyonu konusunda da kullanılabilecek en doğal formüllerden olan limonlu su, limonun doğal asit içeriği sayesinde ağızdaki bakteriyel ve virüs kaynaklı problemlerden kurtulma konusunda da etkili. Dişlerin beyazlamasına ve diş etinin korunmasına destek sağlayan limonlu su ayrıca yüksek C vitamini içerdiğinden, düzenli içilmesi durumunda kanın temizlenmesini de kolaylaştırıyor. C vitamini takviyesi sayesinde cildin elastikiyetinin uzun seneler boyunca korunmasını isteyen ve kırışıklık problemlerinden olabildiğince uzak kalmak isteyen kadınların da tercihi limonlu sudan yana. Ilık suya bir limonun sıkılması ve sabah aç karnına limon suyu ilaveli ılık su içilmesininse kilo vermek için yapılan diyetlere olumlu etki sağlayacağı söyleniyor.

sohbet
,

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Nasıl Ortaya Çıktı?

Her sene olduğu gibi Mart ayına girmemizle birlikte yaklaşan Dünya Kadınlar Günü için pek çok farklı organizasyon, dernek ve örgüt çeşitli sosyal aktiveler organize etmeye koyuldu. Senede bir günlüğüne kadın olmanın tüm dünyada karşı karşıya kalınan güçlüklerinin hatırlanması farkındalık yaratılması açısından önemli olmasına rağmen bu farkındalık ülkemizde maalesef yılın 365 günü daimi olmuyor. Her sene 8 Mart tarihinde kutlanan Dünya Kadınlar Günü aslında bir asırdan uzun bir geçmişe sahip. İlk defa 1910 tarihinde, Dünya Emekçi Kadınlar Günü adıyla ABD’nin New York kentinde kutlanmaya başlayan bu özel gün, esasen hem bir protesto hem de hak talebi olarak ortaya çıkmıştır.
20. yüzyılın başlarında ABD’nin New York kentinde bir dokuma fabrikasında çalışan kadınların, erkeklerle kadın işçiler arasındaki haksızlığı protesto etmek ve erkeklerle iş hayatından sosyal hayata kadar tamamen “eşit” haklara sahip olma talebiyle sokaklara döküldüğü 1910 tarihi o dönem başta ABD’de geniş yankı bulmuştu. Aynı dönemde birinci dünya savaşı arifesinde olan Avrupa’da da ilgi gören bu Dünya Emekçi Kadınlar Günü yürüyüşünden hemen sonra pek çok gazetede kadınların eşit haklara sahip olmasını destekleyen yazılar kaleme alınmış, ABD’den Avrupa kentlerine birçok Batılı ülkede kadın haklarına ilişkin farkındalık yaratmak üzere miting ve toplantılar düzenlenmiştir. New York’taki bu dokuma fabrikasında oldukça ağır şartlarda çalışan Amerikalı kadınlar, belki erkekler bu sıkıntılara ses çıkartmadan bir manada “kaderine razı” olarak çalışmayı sürdürse bile kadın olarak bunun katlanılmaz boyuta ulaştığını düşündü.
Çalışma şartlarının seneden seneye biraz daha ağırlaşması ve patronların her geçen sene daha da kârlı ticari faaliyetlerde bulunması Amerikalı kadınların canına tak etti ve bir protesto yürüyüşü düzenlemeye karar verildi. Daha iyi koşullarda çalışma ve en önemlisi erkeklerle “eşit ücret” alarak çalışma talebiyle sokaklara dökülen kadınlar kısa sürede tüm ABD’nin gözünün New York fabrikalarında çalışan kadın işçilere çevrilmesini sağladı. Nitekim geçen seneler içinde eşit şartlara kavuşmakla birlikte her sene bu yürüyüşleri sürdüren kadınlar zamanla Dünya Kadınlar Günü’nü sosyal hayatın her aşamasında eşitlik haline dönüştürdü.

Kadınların cinsel haz dönemi

Bir kadının en güzel yaşı gerçekten de kırkında başlar.
16-25 yaş : Romantizm; Cinselliğe yeni başlamış, bir yandan macera arıyor ama güven de önemli onun için. Cinselliği merak ediyor ama bir yandan da prensini bekliyor. Savunma mekanizmalarından henüz kurtulamamış…

romantik

25-38 yaş: Yaratıcılık; Kadın bedenine alışmaya ve kendisini tanımaya başlamış, daha yaratıcı ve direkt cinselliği keşfediyor. Kadın cesaretli bu yaşta, duyguları daha istikrarlı. Ancak 35 yaşı geçtiğinde biyolojik saat devreye giriyor, cinsellik üreme amaçlı olmaya yöneliyor. Annelik duygusu artıyor.
38-47 yaş; Cinsel Haz; Kadının zirve yaşı. Annelik duygusu ve görevleri azalmış, arzular artmış ve özgürlük arayışı başlıyor. Kadın bu dönemde kimliğini sorguluyor, kendisiyle yüzleşerek bedeni ve arzuları arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışıyor. Arzularının gücünü keşfettiğinde kaçmayı değil kabullenmeyi öğreniyor.

seks16

47-50 yaş: Sorgulama; Artık 50’li yaşlara giriş başlıyor. Geçmişle hesaplaşmayı bitirip gelecek olan yılları göğüslemekte sıra. Önce gelinen yer kabulleniyor ve ileriye gidilecek sağlam bir yer aranıyor. Sonra evlilik; var olan birliktelik gözden geçiriliyor, vaatler, doyumlar ne durumda ilerisi için kontrol ediliyor. En sonda yaşlanma korkusu başlıyor. Kadın, eksilen libidosunun yerini sosyal faaliyetler ve yardımlaşma çalışmalarıyla doldurmaya başlıyor
50-55 yaş: Kasırga, Büyük Kargaşa; 45 yaşından sonra başlayan premenopoz, 50 ‘den sonra gerçek oluyor. Bu dönem kadının hayatında her şeyi altüst edip fiziki bir kasırgaya yol açıyor. Beden değişimine libido düşüşü eşlik ediyor. Kadının bedeninde ve ruhunda bu kasırga ile cinsel arzuları arasında bir savaş başlıyor. Bu yaşın en güzel yanı, cinsel arzuların devam etmesi ama partnerine cinselliği ispat etmek zorunda kalmayışıdır.

kadın79

55 yaş sonrası: Sexygenaıre; Bu yaşta hüzünlü bir yalnızlık, depresyon ve kopma arzusu kapıdadır. Cinsellik bu yaşta da devam ediyor, ancak artık duygusal bir oyun değil, sadece doyuma yönelik bir eyleme dönüşüyor. Kadının kurtarıcısı yaşama keyfi ve denge oluyor.

SohbetKraL

Kadın Hastalıkları ve Doğum Merkezi.

Grup Florence Nightingale Hastaneleri Kadın Hastalıkları ve Doğum Merkezimiz’de; uzmanlık alanlarında söz sahibi, tıp dünyasındaki güncel gelişimleri yakından takip eden akademik profil sahibi hekimlerimizden oluşan bir ekip iş başındadır.

Riskli gebeliklerin takibinde deneyimli Kadın Hastalıkları ve Doğum Merkezimiz perinatoloji bölümümünde; gelişmiş cihazlar ve modern tıbbın tüm olanakları kullanılarak gebelik takibi yapılmaktadır. Merkezimizde her türlü genetik incelemeleri yapabilmemiz mümkündür. Jinekolojik Onkoloji Bölümümüz’de rahim ağzı (serviks), rahim (endometrium)kadın hastalıkları ve doğum merkeziyumurtalık (over), vulva, vajen kanserleri son teknoloji ve medikal, cerrahi yöntemlerle teşhis ve tedavi

Kadın Hastalıkları ve Doğum Merkezi

edilmektedir. jinekolojik kanser ameliyatları başarıyla gerçekleştirilmekte olan bölümümüzde kemoterapi, radyoterapi ihtiyacı olan hastalarımız için ilgili uzmanlık alanları ile koordineli çalışarak multidisipliner çalışma modelinde hizmet vermekteyiz.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Merkezimiz’de; cerrahi yöntemlerden açık ameliyatların yanısıra laparoskopik ve robotik jinekolojik cerrahi tercih edilmektedir.

Ürojinekoloji bölümüzüde üriner inkontinans (idrar kaçırma) tanı ve tedavisinde deneyimli ekibimiz, medikal ve cerrahi tedavileri hastaya göre bireyselleştirirek uygulamaktadır.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Merkezimiz’e kısırlık tedavisi için başvuran hastalarımızı yine hastanelerimiz kapsamındaki IVF (Tüp Bebek) Merkezi ile koordineli olarak takip ve tedavi ediyoruz. Kısırlık tedavisinde yaklaşımımızdaki temel noktalardan biri kişiye özel tedavidir. Bölümümüz ziyaretinizde kişisel ilgi ve duygusal destek ile kendinizi rahat ve güvende hissedeceğiniz bir ortam ile karşılanırsınız.

Kadın sağlığı, hastalıkları ve doğum alanlarında ileri teknoloji ve modern tıbbın tüm olanaklarını kullanarak hizmet vermekte olduğumuz kadın hastalıkları ve doğum merkezimizde menopoz, psikolojik danışmanlık, hamilelik ve emzirme dönemi danışmanlığı hizmetlerimizde mevcuttur.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Merkezi